Milliyet Sanat
Milliyet Sanat »Yazarlar » Filiz Aygündüz | Sözün sultanı
21 Kasım 2016 - 11:11
Yıllar geçip giderken birer ikişer, Sezen Aksu'yla kurduğum ilişki, bir hayran-sanatçı ilişkisinden çıktı. Bundan 10 yıl önce, ‘Eksik Şiir’ adlı bir kitapla çıkageldi şairim
15 yaşımda annemle ettiğim kavgalardan birinde ona "Sezen Aksu'yu senden çok seviyorum" demiştim.  Annem de beni cezalandırmak için biriktirdiğim ne kadar poster, fotoğraf, gazete haberi varsa Sezen Aksu'yla ilgili, sobada cayır cayır yakmıştı.  İkimiz de göründüğümüz kadar acımasız değildik aslında. Birimiz mutsuz bir ergen, diğerimiz erken anne olmakla başa çıkmaya çalışan genç bir kadın... Yıllar sonra ayrı odalarda Sezen Aksu dinleyen...
 
Hayatı sökmeye, okuyup yazmaya çalışırken geçirdiğim bu kazaya, yıllar içinde niceleri eklendi. Yanlış yaptığım, haksızlığa uğradığım, terk ettiğim, her şeyi berbat ettiğim, terk edildiğim, aldatıldığım, kırılıp döküldüğüm, artık iflah olmam dediğim...  Bütün o günlerde, sol yanımda o iki kadın vardı. Biri şefkatiyle, diğeri sesiyle, sözleriyle, müziğiyle... Artık sevgilerini birbirine karıştırmadığım.
 
Yıllar geçip giderken birer ikişer, Sezen Aksu'yla kurduğum ilişki, bir hayran-sanatçı ilişkisinden çıktı. O bilge bir kadındı benim için. Hiç görüşmesek de 'en yakın' olduğunu bildiğim arkadaşım. Hâlâ pembe pamuk şekere sevindiğim çocukluğum. Gençliğimin keder savarı. Aşktan anladığım. Altını çize çize okuduğum şiirim. Şairim.
 
Bundan 10 yıl önce, ‘Eksik Şiir’ adlı bir kitapla çıkageldi şairim.  "Müzik benim, 'bu dünyada ben de varım' diye çırpınan fanilerden biri olarak en büyük şükrüm. Müziği çektiğinizde kalan eksik bir şiir" dediği şarkı sözlerini topladığı. 200 kadar 'eksik şiir' vardı kitapta, benim 'eksik' demeye dilimin varmadığı.  Ne şans ki, bu hafta ikincisi çıktı ‘Eksik Şiir’in, Metis Yayınları'ndan. Yine bir o kadar şiir yer alıyor içinde. Çoğu Sezen Aksu'nun 40 yıllık yolculuğunun '90'lı 2000'li yıllarından seçilmiş. Sözün sultanı, kan kırmızı harflerini dökmüş beyaz kağıtlara.
 
"Yaralı doğar bütün insanlar; anlaşılmak, sevilmek, sevecenlik dilenir ömrünce” der Leyla Erbil. "Sesimi suya bıraktım/ Nefesimi semaya/ İçine her şeyi kattım/ Şarkılar benzer duaya" diyor bir şiirinde Aksu. Bir kadın 40 yıldır bizim için dua ediyor, yaralı doğmuş tüm insanlar için: "Tanrım, bunu saymıyorum, affet!/ Bir hayat yetmiyor öğrenmeye/ Ne çabuk geçmiş seneler, hayret/ Ben daha yeni başladım büyümeye/ Aklım gelmedi hala başıma/ Bunu deneme diye farz et". O denemenin iki kahramanına dikkat çekiyor bir başka şiirde: "Ah canım, ne sen sor ne ben söyleyeyim/ Bir aşkla, bir ölümle sınanır herkes". Aşka büyük parantezler açıyor kitapta. En çok sızlatan yaralarımızdan biri de aşkla ilgili olanlar değil midir? "Ben hâlâ dolaşıyorum avare/ Hani görsen, enikonu divane/ Ne yaptıysam olmadı, ne çare / Unutamadım, gitti!" İnsan utanç duymadan unutamamanın özgürlüğünü yaşıyor. Özlemenin sonra: "Olur da yolun düşerse/ Bir kahveye uğra derim/ Ya da beş çayına/ Bir yudum sohbete beklerim/ Çok ayıp mı olur/ Yakışık almaz mı davetim/ Bu kadar zor mu her şey/ Canımın içi seni çok özledim".
 
Ama asla o yaralara teslim olmuyor: "Dertleri zevk edip içmedim, bunlar yalan/ Değmez inan, bazen yaşamaktır aslolan". Aşkla devam ediyor yine. Giden sevgili, bazen dönmek ister ya. Onca kavga, gürültü, kalp kırıklığı. Nasıl olacak? Olur: "Belki bu da gelir geçer/ Şu saniye esastır gel/Ne yaptıysan yaptın, kalk gel/ Affeder elbette Hak, gel".  Soruyor başka bir dizede: "O kadar mı zor söküp zırhlarını, kendinle barışmak?". Kendin olmak, oynamamak, sık kullandığı bir başka tema: "Al götür beni, ister yere ister göğe ser/ Ört üzerime seni, nefesini nefesime ver/ Hiç ayırma gözünü gözümden kan ter/ Bana en kendin olduğun halini göster."
 
Harf harf sarmaya devam ederken yaralarımızı, yasımızı tutmamız, acımızı çekip bitirmemiz gerektiğini de hatırlatıyor: "Gözümün yaşına bile bakma, memnunum ben halimden/ Bu acıyı çektirmeden, bırakmaz yakamı içimdeki göz/ İnanırsam yıkanıp yunduğuma samimiyetle bir gün/ O zaman dönebilirim başa yeniden tertemiz, söz!". İnsanın en büyük yarası da ölümlülüğü belki. Sezen Aksu'nun şiirlerinde bu bilgi sık sık tekrarlanıyor. Gidenleri için yaktığı ağıt en büyük gerçeğimizle yüzleştiriyoruz bizi: "Ben sana küsüm aslında, haberin yok/ Koyup gittiğin yerde kötülük çok/ Kime kızayım, nazım senden başka kime geçer/ Benim sensiz kolum, bacağım, ocağım yok... / Yol arkadaşım, neredesin?" Canı ne kadar yanarsa yansın umut etmeyi, insandan vazgeçmemeyi hiç bırakmıyor elden. Anlamsızlık, varoluş gibi meselelere de çözümünü sunuyor: "Bebeğim, işte hepsi bu kadar/ Deniz Yıldızı’nın hikâyesidir hayat/ Kaç hayat kurtarırsan kâr…"  
Velhasıl Sezen Aksu'nun ‘Eksik Şiir’i bir başucu kitabı. Nasıl iyileştiğimizin vesikası. Nasıl iyileşeceğimizin.