Milliyet Sanat
Milliyet Sanat »Yazarlar » Filiz Aygündüz | Feridun’la tokalaştınız mı?

Feridun’la tokalaştınız mı?

14 Kasım 2016 - 12:11
Çağan Irmak 'Benim Adım Feridun'da yüzleşmek için her zaman kendine kapanıp kapkara, acı çekmek zorunda kalınmadığını gösteren renkli bir atmosfer çizmiş
Uzun süreli ilişkisi biteli, terk edileli 18 gün olmuş Ersan’ın. Hani insanın içine kurşun erir gibi olur ya, öyle hal-i pürmelali. Ne yerde ne gökte, o hiç çıkmak istemediği yatağında ateşten bir nevresim. Öyle çok yanıyor ki canı, sokakta hevesle devam eden hayata karışmak da zor geliyor. İyi ama bir şey yapmalı. En iyisi Erdek'e gitmek diye düşünüyor. Gidiyor da... Meydandaki çay bahçesinde otururken televizyondaki filme takılıyor gözü. Türkan Şoray ile Kadir İnanır'ın karşılıklı oynadıkları bir düğün sahnesine... O vakit karar veriyor, kalkıp bir düğüne katılacak. Ya geçmeyen sıkıntısıyla boğulmaya devam edecek ya da bir düğünde gürültülü, neşeli bir topluluğun içinde sıkıntısına konfetiler serpiştirecek. Derken bir otelin havuz başındaki düğünde buluyor kendini. Bar sandalyelerden birine oturup, ılık birasını yudumlayarak etrafı izliyor.  Tam o sırada beyaz saçlı bir adam, sırtına dokunup, soran gözlerle "Feridun sen misin?" diyor. Değilim diyecek vakit olmuyor, zira adam 15 yıldır küs olduğu, görüşmediği kardeşinin oğlu Feridun sandığı Ersan'ı kolundan tuttuğu gibi diğer akrabalarla tanıştırıyor. Ersan bütün gece düğünde Feridun'u oynuyor, ona anılar uyduruyor, akrabalarıyla uzun sohbetler ediyor, halaylar çekiyor. Usul usul iyileşiyor.
 
Feridun, Mahir Ünsal Eriş'in Sait Faik Öykü Ödülü'nü kazanan kitabı 'Olduğu Kadar Güzeldik'teki 'Benim Adım Feridun'un kahramanı. İletişim Yayınları bu öykünün illüstrasyonlu yeni baskısını yaptı. Murat Başol, kafamızdaki Feridun'a yakın çizgilerle girmiş kelimelerin aralarına. Zaten çok kuvvetli olan öyküyü iyiden iyiye güçlendirmiş.
 
'Benim Adım Feridun' bu hafta Çağan Irmak'ın yönettiği aynı adlı filmle, sinema perdesinde de yerini aldı. Filmde Feridun'a (Halil Sezai) ölümlerden ölüm beğendiren Ayla'yla tanışıyoruz (Özge Borak) öykünün orijinalinde görmediğimiz. Onu dinleyince anlıyoruz ki, dört yıl eve hapsedilmiş bir ilişki var ortada. Kızcağız bunalmış, yorulmuş, bıkmış..."Ben böyle yaşamak istemiyorum" derken gerçekten de nefes alamıyor. Konuşmanın sonunda ayrılıyorlar. Önce iyi ki ayrılmışız oh telefonları açıyor Ersan, sonra ne olur geri dön sana kedi de alacağım pazarlıkları yapıyor. Ama nafile. Ayla kararını vermiş bir kere.  Anne şefkatinden iyi ilaç mı olur diye düşünüp annesinin yanına gidiyor Ersan, Erdek’e... Ne var ki anneden de yüz bulamıyor. Niye beklettin ki sen o kızı onca zaman? Bırakır tabii... Bunun üzerine düğün salonundaki düğüne düşüyor yolu, kitaptaki gibi. Acıya bangır bangır notalar basılacak ya... Ama işte Feridun zannediyorlar onu. Amcası, yengesi, yengenin kızkardeşi, kızı... Bir ilgi, bir alaka. Sonrası gırgır şamata. Feridun, iyice ısınıyor Feridunluğa. Sohbet koyulaşıyor, selfie'ler çekiliyor. Feridun'un acısı biberini kat kat soyunuyor.
 
Yalnız düğünde biri var ki, o her şeyin farkında. Hayal (Büşra Pekin). Feridun’un yengesinin kızkardeşinin kızı. İç mimar. Ersan’ın tavırlarından anlıyor, kısa sürede, onun çocukluk aşkı Feridun olmadığını. Hayat bu ya, birbirlerinin gözlerinde kendilerini iyi hissettiren bakışlar yakalıyorlar. Yakınlaşıyorlar. Ersan bütün hikayesini anlatıyor Hayal’e. O kadar yaramış ki düğün Ersan’a, aşk acısından alınabilecek en iyi dersi hatmettiğini görüyoruz: “Bazen izin vermelisin birinin gitmesine…” Sonra bir bakmışsın kalan boşluk hiç beklemediğin yerde ve zamanda ansızın doluvermiş.
 
Bu arada devam eden bir düğün var ki evlere şenlik. Ersan’ın kendiyle yüzleştiği neşeli bir atmosfer çizmiş Çağan Irmak bu düğünde. Yüzleşmek için her zaman kendine kapanıp kapkara, acı çekmek zorunda kalınmadığını gösteren renkli bir atmosfer… Öte yandan aile bağlarına da dikkat çekmiş. Bir ailenin hikayesine karışıp, insanın orada da yaralarını sarabileceğine. Velhasıl Eriş’in güzel öyküsünden yola çıkıp güzel ‘bir Çağan Irmak filmi’ yapmış. Gülmekle ağlamanın kardeşliği hemen her sahnede hissediliyor. Bir kalem bulup alelacele, en kırmızısından, kimi diyalogların altını çizmek istiyor insan. Hatta film hiç bitmesin….
 
Zaman Feridun zamanı… Öyküsünü okumak, illüstrasyonlarını incelemek, filmini izlemek… Her biri ayrı zenginleştiriyor insanı. 'Benim adım Feridun' diyen bu çok özel karaktere el uzatmak, şöyle sıkıca tokalaşmak lazım onunla.