Milliyet Sanat
Milliyet Sanat »Yazarlar » Seçkin Selvi | Kuytunun Çocuğu
29 Mart 2019 - 09:03
Hoşdeng minyatür şehirlerdeki minyatür yaşamların öyküsü. Dahası bir direniş öyküsü. Ömür boyu sesini kısmış bir kadının, her şey oğlanları yetiştiren analarda bitiyor diye diğer kadınlar adına konuşması ve çığlığı.

HOŞDENG - Yazan ve Oynayan: Ezgi Çelik, Yöneten: Ani Haddeler Pekman, Dramaturg: Bilgesu Kasapoğlu, Dekor-Işık Tasarım: Cem Yılmazer, Müzik: Barış Diri, Fotoğraf: Ramin Matin, Afiş tasarım: Ali Yılmaz

 

Evet, sahnede minyatür bir şehir var, evleri, okulu, parkı, bankları, ağaçlarıyla tastamam. Ve bir kadın: adı Hoşdeng, daha doğrusu hapishanede sesinin güzelliğini duyan bir kadın mahkûmun taktığı ad, güzel ses, hoş seda anlamına geliyor. Hoşdeng de yaşama gücünü şarkılardan alıyor. Kendini ve duygularını öyle ifade ediyor. Anasına bir akrabanın düğün evinde kuytu bir köşede tecavüz edilmiş, işte Hoşdeng bir “kuytu çocuğu” olarak dünyaya gelmiş. Yaşamı da hep kuytularda sürmüş.

 

Oyunun başında da gülüyor ve şöyle diyor:

"Yok! Deli değilim... Ucundan kıyısından bile geçmedim. Çok şükür. Siz öyle bir baktınız da ben gülünce, ondan söyleyeyim dedim. Ben diyeyim size nereden bu kahkaha; annemden. Zaten garipçe, ezikçe - ne verirsen - hepsi annemden, maşallah! Şans desen şans, kısmet desen kısmet, huzur, sağlık, mutluluk, hep aileden, hepsi aileden..."

 

Gerçekten de Hoşdeng’in kaderi annesininkinin aynı, annesi de çocukluğunda babasından, büyüyünce kocasından dayak yemiş, dünyanın düzeni böyle diye bellemiş, Hoşdeng de öyle, önce baba dayağı, ana dayağı, sonra koca dayağı. Ama o dünyanın düzeni böyle diye bellememiş. Kaldırmış başını, isyan etmiş. Hapse bile girmiş. Bu pek de önemli değil. Hapse girmek insanların insan gibi yaşadıkları ülkelerde önemlidir. İçeri ile dışarının tek farkı birinin kapalı birinin açık hapishane olduğu ülkelerde, hapse düşmeye sadece omuz silkip geçilir. Hoşdeng de öyle yapmış zaten.

 

Hoşdeng oğlunun okulu önünde
 
 
 
 

Oyun ve Yorumu

O, ayağı yere basan, eli ekmek tutan, kendini ve biricik oğlu geçindiren bilinçli bir kadın. Bu bilincin oluşumunu oyunun yazarı ve oyuncusu Ezgi Çelik’in bir söyleşisindeki şu sözlerinden öğreniyoruz:

 

“ Hoşdeng’i kıymetli yapan, toplumdan hiçbir beklentisi kalmamış bir insanın yine toplum ve tüm kadınlar için hayatını feda etmesi. Bu çok özel benim için. Ben sesimi kıstım başka kimse kısmak zorunda kalmasın diyor Hoşdeng. Hem de kendi yetiştirdiği bir erkek yüzünden. Koca topluma karşı savaşı kaybediyor, oğlunu çoğunluğa kaptırıyor. Ama yine de son anında bile pes etmiyor. Son adımını yine orada yaşayan kadınlar için atıyor.”

 

Oğlumu çoğunluğa kaptırdım, diyor ya, aslında oğlunu diğer tüm tanıdığı erkeklerden koruyarak yetiştirmeye baş koymuş. Onlara benzemesin diye. Bir kadın daha kendi yaşadıklarını yaşamasın diye. Bir insan daha… Kendi canından olana bile söz geçiremediğini, onu etraftan koruyamadığını anlayınca da yıkılma noktasına geliyor. Kaderinin kapıldığı çarkın içinden çıkmaya çabalasa da nafile.

 

Ezgi Çelik, belli ki iyi bir gözlemci. Toplumun gerçeklerini, çevresindekilerin yaşam biçimlerini gözlemlemiş. Bu oyun, somut gözlemlere dayanmasa bu kadar gerçekçi olamaz, yapay, yüzeysel bir zorlama olarak kalırdı. Ezgi Çelik aynı zamanda iyi bir tiyatrocu, öyle olmasa bu çok bildik konuyu, bu çok tanıdık kişileri salya sümük bir melodram boyutunda da aktarabilirdi; oysa çok ekonomik bir çerçeve içinde, çok yalın bir biçemde sunuyor oyunu. Hiç kuşkusuz bu başarıda dramaturg Bilgesu Kasapoğlu’nun da payı büyük. Ani Haddeler de dört elle sarılmış hikâyeye. Kadına şiddetin gündelik bir olağanlığa geldiği ülkemizde, oyuna önce bilinci, sonra duygularıyla yaklaşarak iyi bir iş kotarmış. Oyun minyatür bir şehirde geçiyor dedim ya, Cem Yılmazer dekor tasarımı ile o minyatür şehri ana caddesinden okulun bahçesindeki kürsüye, parktaki ağacın yapraklarına kadar bütün ayrıntılarıyla hayata geçirirken, ışık düzeniyle de zaman ve mekân geçişlerini gerçekleştiriyor.

 
 
Hoşdeng de o şehirdeki evlere temizliğe gidiyor, yerleri silip süpürüyor, oğlunun okuluna koşuyor, parktaki çimenlerin üzerine uzanıyor. Hoşdeng bunları yapıyor ya, asıl Ezgi Çelik bizi elimizden tutup o şehirde, kendi yaşantısı içinde gezdiriyor. Yazar olarak ulaştığı başarıyı oyunculuğuyla pekiştiriyor. Sonuçta iyi çalışılmış, görülmeye, övülmeye değer bir yapıt çıkıyor ortaya.

 

 

 

 

 

 

***

 

Biteatral'de

 

 

 

Biteatral yeni oyunu “Sabıkalı Kalpler” ile seyirci karşısına çıkmaya hazırlanıyor. 

 

 

Yazan: Jane Martin, Çeviren: Füsun Günersel, Yöneten: Ayşe Lebriz Berkem, Dramaturg: Sündüz Yaşar, Işık tasarım: Kemal Yiğitcan, Dekor-Kostüm tasarım: Zeynep Erdem, Afiş-Video tasarım: Gülay Ayyıldız Yiğitcan, Koreografi: İbrahim Ulutaş, Müzik direktörü: İbrahim Ulutaş, Oynayanlar: Dilhan Naz Özgülüş, Ayşe Yazıcı, Kayhan Açıkgöz, Uluç Özkök, Meriç Cıbarcı.

 

 

***

 

"Vicdani’nin İçinde Bir Hissikablelvuku"

 

 

Mine Çerçi’nin yönettiği Fitiko Kumpanya’nın "Vicdani’nin İçinde Bir Hissikablelvuku" oyunu, 29 Mart Cuma ve 20 Nisan Cumartesi akşamları saat 20.30’da Sahne Pulchérie’de seyirci ile buluşuyor. Oyun İngilizce üst yazılıdır.

 

Haldun Taner’in "Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım" eserinden yola çıkılan oyunda Türkiye’nin çeşitli dönemlerinin, çeşitli koşullandırma evrelerinin kurbanı Vicdani isimli bir küçük ezik adamın acı komedyası, Commedia dell’arte maskelerinden ilhamla yapılmış yarım komedya maskeleriyle sahnelenmektedir. Bedenler arasında kurulan ilişkiyi seyirlik bir unsur olarak kabul eden oyun, siyasetin de öncelikle bedende ya da bedenler arasında şekillendiğini ve görünür hale geldiğini müzikle harmanlayarak gösteren bir yapıya sahiptir.

 

Metin: Haldun Taner, Uyarlayan ve Yöneten: Mine Çerçi, Müzik: Berkay Yiğitaslan, Maske Tasarım: Kevin Casey, Kostüm Tasarım: Ülkü Şahin, Proje Koordinatörü: Gizay Akdoğan, Işık Tasarım: Hasan Demir, Koreografi: Fatma Sarı-Ensar Gündüzay, Yedek Maske Uygulama: Cécile Ayhan, Afiş Tasarım: Merve Atılgan, Dekor Uygulama: Taylan Arslantaş, Gitar ve Vokal: Fatih Şeremetli, Keman: Dilan Oğuz, Perküsyon: Emre Dalar, Oyuncular: Gizem Akdoğan, Ozan Erdönmez, Bora Öğünç, Mehmet Can Özkenar, Ensar Gündüzay, Proje Asistanı: Cem Eyüboğlu.