Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Yeniden çevrim modası geçmez

Yeniden çevrim modası geçmez

Yeniden çevrim modası geçmez17 Temmuz 2022 - 09:07
Sinemanın orijinal fikirlerini yıllar yıllar önce izledik mi yoksa fikir kısırlığı hep vardı da o yüzden mi yeniden çevrimler sürekli karşımıza çıkıyor?

Müjde Işıl 

 

Yeniden çevrimler, son dönemlerde karşımıza çıkmadı. Sadece karşımıza çıkma yoğunluğu arttı. Yeniden çevrimlere neden ihtiyaç duyuluyor, sorusunun cevabına gelince… Yaratıcı nedenler, bu ihtiyacın en dişe dokunur gerekçesini oluşturuyor esasında. Sinemacının daha önce kendi ya da başkaları tarafından yapamadıklarını gerçekleştirmek ve o hikâyeyi olgunlaştırma hedefi, yeniden çevrimlerde karşımıza çıkan amaçlardan biri. Bu “yaratıcı” gerekçenin diğer tarafında ise garantili gişe hedefi yer alıyor. Hollywood’un Avrupa ve Uzakdoğu sinemasından gözüne kestirdiği ki bunlar çoğunlukla kendi ülkelerinde gişe rekoru kırmış yahut Oscar’a aday gösterilmiş yapımlar oluyor, stüdyoların gözdesi hâline geliyor. Dünyanın başka bir coğrafyasında ilgi görmüş yapıma Hollywood tarafından ağ atılmasının altında sadece gişe garantisi yok. Evet kâr, stüdyolar için her şey ama yeni fikirler çıkaramamak, yaratıcılığını konuşturamayıp süper kahraman filmlerine mahkûm kalmak da hem yabancı filmleri hem klasikleşmiş yapımları cezbedici kılıyor.

 

Ne gerek var, dedirtenler

 

Sıfırdan hikâye yaratmaktansa hazır olana konmak, genelde pek başarılı sonuç vermiyor. Buna pek çok örnek verebiliriz ama Gus Van Sant’in, Alfred Hitchcock klasiği “Psycho”yu neredeyse kare kare yeniden çekmiş olması başlı başına bir tuhaflık örneği. Başyapıtları yerinde ve rahat bırakın diye kızası geliyor insanın. Bir başka tuhaflıkta, başrolde yine bir usta isim var: Michael Haneke. O muhteşem “Funny Games”i 10 yıl sonra yeniden çekti. Sebebi, Amerikalı seyircinin altyazı okumayı sevmemesi ve bu yüzden orijinal filmin onlara ulaşamaması. Yıldız oyuncularla tamamen İngilizce çektiği yeniden çevrim, orijinalinin etkisine yaklaşamadı bile. Daha fenası da var. Yılların Martin Scorsese’si yani sinema tarihine orijinal başyapıtlar kazandırmış sinemacı, 50 yıllık kariyerinin tek Oscar’ını bir yeniden çevrim ile kazandı. Hong Kong yapımı “Internal Affairs”in yeniden çevrimi olan “The Departed”da kadrodan Jack Nicholson, Leonardo DiCaprio ve Mark Wahlberg’ü çıkarınca geriye pek bir büyü kalmıyordu ama olsun, Scorsese’nin Oscar sırası gelmişti ve almalıydı.

 

En başarılı yeniden çevrimler

 

Kendi eserlerini başarıyla yeniden çeken sinemacılar listesine Alfred Hitchcock’u en başa koyabiliriz. “The Man Who Knew Too Much/Çok Şey Bilen Adam”ı yaklaşık 20 sene aradan sonra yeniden çeken yönetmen hem renkli sinemanın gücünden hem de oyuncu kadrosunun ışıltısından faydalanarak orijinalini unutturan bir başyapıta imza attı. Yakın dönemde Michael Mann de “L.A Takedown”ın senaryosunu revize ederek çektiği “Heat” ile aksiyon sinemasının yönünü değiştirdi. Akira Kurosawa’nın “Yedi Samuray”ının “Yedi Silahşörler”e, “Yojimbo”sunun “Bir Avuç Dolar İçin”e dönüşmesi, orijinali kadar iyi sonuç verdi. Fransız yapımı “Fanfare D’amour”un Marilyn Monroe’lu “Some Like It Hot” gibi bir komedi klasiğine dönüşmesi, Hollywood’un en büyük başarılarından biri. Yine Fransız sinemacı Chris Marker’ın “La Jetée” adlı kısa filminin iki saatlik “12 Maymun” olarak yeniden seyirciyle buluşması, sinemanın en verimli “yeniden kullanımları”ndan biri olarak anılabilir. Brain DePalma imzalı “Scarface” de orijinali gibi Al Capone yerine hayali kişilik Tony Montana’ya odaklanarak başyapıta dönüşürken Al Pacino’yu da baştacı yaptı. Daniel Craig’in ilk kez James Bond’a hayat verdiği ve yepyeni bir seri başlatan “Casino Royale” de aslında bir yeniden çevrim. Olağanüstü senaryo çalışması ile “kusurlu Bond” temasına odaklanan film, 1967’deki filmi elinin tersiyle itiverdi.

 

Bizde neler var?

 

Sinemamızda müziğinden senaryosuna, yabancı filmlerin resmî yeniden çevrimleri değil de kopyalayarak “gayrı resmi benzerleri” yapıldı geçmişte çoğunlukla. Süper kahraman filmleri, “The Exorcist” kopyası “Şeytan”, “E.T.” kopyası “Badi” gibi… Resmî yeniden çevrimlerde ise kendi edebiyat eserlerimizin tekrar ele alınması dikkat çekiyor. “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”, “Yedi Kocalı Hürmüz” gibi… Çoğu eser yıllar sonra TV dizileri formatında da karşımıza çıkıyor. Yeniden çevrim deyince akla ilk gelenlerden biri “Yılanların Öcü”. Fakir Baykurt’un romanından uyarlanan “Yılanların Öcü” 1962’de Metin Erksan, 1985’te ise Şerif Gören tarafından çekildi. Yeniden çevrimin başlıca avantajı, orijinal filmde sansüre uğrayan bölümlerin varlığı ve filmin renkli oluşuydu. Bizde de kendini filmini yeniden çeken sinemacılar yok değil. “Üç Arkadaş” Memduh Ün tarafından 1958 ve 1971 yıllarında çekildi. Şu sıralar ise Atıf Yılmaz’ın yönettiği “Aaahh Belinda”nın dijital platform için Neslihan Atagül’lü yeniden çevrimi gündemde. Kore yapımının yeniden çevrimi olan ve orijinal hikâyeyi 12 Eylül darbesiyle yerlileştiren “7. Koğuştaki Mucize”nin hem gişe rekoru kırması hem de Oscar’da Türkiye’yi temsil edecek yapım olarak seçilmesi, tarihe geçecek bir anekdot.