Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Türkiye kadınlarına özgürlük atlası: “Alaca Heyheyler”

Türkiye kadınlarına özgürlük atlası: “Alaca Heyheyler”

Türkiye kadınlarına özgürlük atlası: “Alaca Heyheyler” 11 Aralık 2023 - 04:12
Depo’da açılan “Alaca Heyheyler” sergisi, üç kadın sanatçının onlarca kişiyle özel görüşmelerini sanatın dili üzerinden kamuoyu ile paylaşıyor; Temeli altı yıl önceye dayanan, bir kitaba da yol vermiş proje, kadınların çalışma koşulları, maruz kaldıkları ağır ataerkil deneyimler ve aile içindeki diğer ‘ilk’ anları samimi bir dertleşme atmosferi içinde vurguluyor. Depo’daki ikinci serginin kitabı, Mart 2024’te SAHA desteğiyle basılacak.
EVRİM ALTUĞ 
evrimaltug@gmail.com 
 
Kadınlığın ‘Türkiye Atlası’nı gözle olduğu kadar, sözle de görünür kılma yolunda sekiz yıldan beri bir arada olmayı seçen, 2017’de ise bu emeğin ilk birikimini kitaplaştırmış bağımsız sanatçı kolektifi  “Alaca Heyheyler”in yeni sergisi, İstanbul Tophane’deki Depo’da ziyarete açıldı.
 
Güneş Terkol, Sevil Tunaboylu ve Arzu Yayıntaş’tan oluşan Alaca Heyheyler, ücretsiz sergi girişinde yer alan form ve ‘fikir kumbarası’ sayesinde, Mart 2024’te SAHA Sürdürülebilirlik Fonu desteğiyle yayınlanacak “Kadınlar Atlası” kitaplarında cevaplarının yer almasını isteyen tüm kadınları yeniden bir araya gelmeye çağırıyor.
 
Alaca Heyheyler, kendini “düşünsel olarak bir arada olan ve aralıklarla ürettiği düşünceleri fiziksel projelere dönüştürürken, birbirinin kadınlık ve sanatsal dönüşümünü de destekleyen bir sanatçı grubu” olarak tarifliyor. Grup, bilindiği üzere, ilk kez 2017’de farklı yaş ve meslekten 104 kadınla, kendi doğum hikâyelerinden başlayıp, ilk regl, PMS, kürtaj, düşük, doğum, annelik ve menopoz gibi kadınlık döngülerine dair deneyimleri üzerine yaptığı söyleşilerden oluşan “Alaca Heyheyler” adlı kitabı yayınlamıştı. Kolektifin ikinci kitabına odaklanan ve 3 Şubat’a dek açık kalacak Depo sergisi ise, izleyiciyi kız çocukluğundan yetişkinliğe, sosyal hayatta, işte, aile hayatında, ilişkilerde kadınlık deneyimine bakmaya davet ediyor. 
 
 
Alaca Heyheyler, Depo’da bir periyodik yayın gibi rahatça okunaklı hale getirdikleri, ama anonim katılımcıların mahremiyet ve paylaşım duygusunu zedelemedikleri, ayrıca ironi ve eleştiriyi aynı anda ziyaretçilerin üzerine serpiştiren sergilerine kavramsal ve görsel altyapı üreten ikinci kitaplarının hazırlığı kapsamında, bir yıl boyu Bursa ve İstanbul’da kadınlarla atölyeler gerçekleştirmiş. Tunaboylu, Terkol ve Yayıntaş, bu buluşmalardan edindikleri deneyimlerle, ‘Kız Çocukluğumuz’, ‘Ergenlik’, ‘Cinsellik’, ‘Beden Zihin ve Ruh Bütünlüğü’, ‘Duygusal İlişkiler ve Bağlar’, ‘Kızkardeşlik’, ‘Evde, İşte, Sokakta Kız Başına’ başlıklarıyla yedi bölüme ayrılan bir dizi soru hazırlamış ve bunlara çevrimiçi araçlarla cevaplar toplamış.
 
Çeşitli atölyeler, konuşmalar, buluşmalar ve gösterimlere de ev sahipliği yaparak, Depo’nun giriş katını yaşayıp üreten bir atölyeye dönüştürmeyi hedefleyen sergi, Alaca Heyheyler’in ilk kitaplarını da inceleme fırsatı sunuyor. Çevrimiçi de okunabilen (https://drive.google.com/file/d/1Ld2yitS58bi0GOIoL8fGWBdosL_vyqx4/view?ts=64183b8f ) ilk kitap, Alaca Heyheyler’in 9.05 - 04.06.2017 arası Ark Kültür’de açtıkları “Bize Ait Bir Oda” sergisinde, “Ay Çadırı” isimli çalışmanın bir parçası olarak basılmış.
 
 
İşte bu koşullar altında Depo’da yer alan ve Pazar-Pazartesi hariç her gün 11:00 ve 19:00 arası izlenebilen yeni sergi, “Büyüdükçe özgürlüklerim kısıtlandı,” diyen, geçmiş karelerde annelik, çocukluk ve kadınlık anılarını bitiştiren, sürekli “Kızlar böyle oturmaz,” öğütlerini işiten kadınların pek çok derdi ve tecrübesini yan yana getiriyor. Video sanat eserleriyle tekstil sanatının, seramik ile fotoğrafın bir bohça gibi iç içe geçirildiği sergide, ‘kadın-erkek eşitsizliği’, ‘iş ortamında kadın varlığı’, ‘kadının arkadaşlık halleri’ ve istatistiksel verilerin refakatiyle dünya ve Türkiye’de kadın özgürlüğüne yönelik çok sayıda detay baş başa toplanıyor. İzleyicisine yerdeki yarık, kırmızı bir tabak ile “Gazze’de 11 bin 997 kadın ve çocuk öldürüldü, 851 bin 450 kadın ve kız çocuğu yerinden edildi,” mesajını da ihmal etmeyen sergi bize, “Ağzınla kuş tutsan bile, tüm avantajlar önce erkek çalışandan yana,” demeyi ihmal etmiyor. Bu mesaj altında biriktirilen görsel çalışmalar ayrıca, katılımcılara 114 yılda 826 Nobel ödülünün 43’ünün kadınlara verildiğinden, çalışan kadınların yüzde %70’inin güvencesizliğinden ve dahi, İstanbul’daki üç sanat müzesinin 10 yılda kişisel sergi açtığı 40 sanatçının sadece üç tanesinin kadın oluşundan dem vuruyor. Sanat alanındaki adaletsizliği vurgulamayı sürdüren sergi ayrıca, Uluslararası Venedik Bienali’nde bile Altın Aslan Ödülü’nü kazanan 28 sanatçının yalnızca altı tanesinin kadın olduğunu vurguluyor.
 
 
 
Aynı duvarda bu mesajları verirken T.B.M.M.’deki 550 milletvekilinin yalnız 81’inin kadın olduğunu unutmayan, Akademi kadrolarındaki eşitsizliği es geçmeyen sergi, büyük bir kolaja refakat eden “Sonrasında hiç konuşmadan, zeytinyağlı sarma yemiştik,” sözüyle, Türkiye ve dünyada kadının nasıl bir cinsel nesne haline getirilmeye çalışıldığını net bir şekilde gündeme taşıyor. Sergi bu arada kendi içindeki +16 yaş kısmıyla da, cinsellik deneyimi ve kadın arasındaki nazik ilişkiyi, bez bir çadırdan izleyenleri sokarak delillendiriyor. 
 
 
 
Halk ağzında cinselliği ataerkil bir argoyla ucuz, ahlâk dışı bir suç haline yaklaştıran tabirleri ‘heykelleştirmeyi’ de ‘Mercimek’ ödülüyle atlamayan sergi, “Bazen içimden annem çıkıyor,” diyerek dertleşen kadınlar için adeta bir kültürel miting sahasına bürünüyor. Kadının feminizm ve aile kurma arasında yaşadığı psiko-sosyal gelgitlere de video yapıtlarla değinen Alacaheyheyler sergisi, kadınların evde, işte, sokakta hep nasıl ‘kadın başına’ olmaya çalıştıklarına ilişkin bir ortak deneyim ve kişisel direniş mektubuna bürünüyor. 
 
Sergi öte yandan “Şimdi, çocuğum büyüdükçe tekrar kendimi aramaya, öncesinde kim olmaya başladığımı hatırlamaya başladım,” diyen bir kadını bizimle tanıştıran, “Herkes bağ kurmak ister,” diyen başka bir kadını empatik bir yaklaşımla bize kartpostallaştıran, aynı kartpostallar arasında ayrıca “Karşımdakinin duygularından sorumlu olmadığım gün hafifledim,” diyen bir başka kadının mesajıyla neredeyse dünya görüşümüzü temelden düzenleyen bir çeşitlilik üretiyor.
 
 
Zeminindeki bir alıntıyla bize “Evlilik bir mutluluk oyunu değil, bir er meydanı,” derken bu kuruma bambaşka bir şekilde baktırmayı da ihmal etmeyen Alacaheyheyler sergisinin en yakıcı detaylarından birinde ise, bizi “Mor İğne” karşılıyor. İzleyici burada, “Bedenimiz Bizimdir, Cinsel Tacize Hayır,” kampanyası ekseninde 2 Kasım 1989’da Kadıköy - Karaköy Şehir Hatları vapurunda yapılan ‘Mor İğne’ satışına, bir heykel ile saygı duruşunda bulunuyor. Bu kampanya o tarihlerde vapurlardan da taşıyor ve ‘kadınların giremediği kahve, birahane, meyhane gibi mekânlarda feministlerin yaptığı satışın anlamını ve gerekliliğini bizlere tekrar sorgulatıyor. 
 
Bilgi: www.depoistanbul.net
 
 
Etiketler: Alaca Heyheyler  sergi  kadın