Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Bir tarihçinin ‘Modern Türkiye Tarihi’ne mirası

Bir tarihçinin ‘Modern Türkiye Tarihi’ne mirası

Bir tarihçinin ‘Modern Türkiye Tarihi’ne mirası16 Mart 2024 - 09:03
Geçen yıl kaybettiğimiz akademisyen, tarihçi ve yazar Prof. Dr. Zafer Toprak’ın ‘mirası’ niteliğindeki dört dev ciltlik ‘Modern Türkiye Tarihi’, Folkart ve Saya Grup imzası ile, 1500 adet özel baskı halinde kamuoyu ve arşivlere sunuldu. Toprak eserde, Cumhuriyet Türkiye’sini tayin eden siyaset, ekonomi, sanat ve toplum ağırlıklı nice proje ve kurumun oluşum hikâyelerini, anıları, fotoğrafları ve belgeleriyle derliyor.
EVRİM ALTUĞ 
evrimaltug@gmail.com
 
Erken Cumhuriyet ve İktisat Tarihi başta olmak üzere, pek çok alanda kaleme aldığı eserleriyle tanınan Prof. Dr. Zafer Toprak’ın (1946-2023) veda–miras yapıtı sayılabilecek, dört ciltlik “Modern Türkiye Tarihi”, Cumhuriyet’in 100. yılına bir armağan olarak Folkart imzasıyla yayınlandı. Folkart Yayınları’nın 21’inci eseri olarak, Saya Grup katkısı ile sınırlı sayıda, 1500 adet basılan ve özel kutusunda okura sunulan çalışma, akademisyen, araştırmacı ve yazarın bu üst başlık altında derlediği “Cumhuriyet ve Siyaset”, “Cumhuriyet ve Ekonomi”, “Cumhuriyet ve Toplum” ve “Cumhuriyet ve Kültür” konularını kapsıyor.
 
 
Proje direktörlüğünü Folkart Gallery Genel Koordinatörü Fahri Özdemir’in Yaptığı, yayın kurulunda da Fahri Özdemir, Emin Nedret İşli, Gültekin Özdemir, İzzeddin Çalışlar, Şerafettin Demir ve Uğur Yeğin’in bulunduğu “Modern Türkiye Tarihi” külliyatının ilk cildinde Prof. Toprak, eserinin diğer ciltlerinde de öne çıktığı gibi, Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e ait çok sayıda özdeyiş, yazışma ve fotoğrafa ayrıntılarıyla yer veriyor. 
 
TÜRK KARL MARX’I: KÖR ALİ İHSAN
 
“Mustafa Kemal ve Parlamentarizm”, “Mustafa Kemal ve Toplumsal Sözleşme” gibi pek çok unsurla zenginleşen kitabında Prof. Dr. Toprak, T.B.M.M.’nin kuruluş yıllarında öne çıkan “Türk Karl Marx’ı Kör Ali İhsan” ya da “Halkçılık Beyannamesi” gibi pek çok ilgi çekici detayı da okurla buluşturuyor. Sözgelimi, Ocak 1923’te Cumhuriyet Halk Fırkası’nın kuruluş sürecinde Mustafa Kemal’in beyanlarını da büyüteç altına alan “Cumhuriyet ve Siyaset” başlıklı (s.117) ilk ciltte, Mustafa Kemal 14 Ocak’ta Celal Nuri Bey’e verdiği bir demeçte şu satırlar dikkat çekiyor: “(...)Halk Fırkası hakkında esna-yı seyahatimde bulacağım fırsatlardan istifade ederek, bazı izahlarda bulunmak niyetindeyim. Benim fırka teşkil etmem hakkında endişeli mütalaada bulunanları tenvir edeceğim. Ben öyle bir fırka tasavvur ediyorum ki, bu fırka milletin bütün sınıfının refâh ve saadetini temine matuf bir programa malik olsun. Milletimizin şeraiti buna müsaittir.”
 
 
LOZAN’A GİDEN YOLDA KÜRT SORUNU
 
Prof. Dr. Zafer Toprak, ilk cildin “Kürt Sorunu ve Nizamname” başlıklı sayfasında ise, günümüz siyasetinin gündemine damga vuran kimi ifadelerin de arşiv kazısını yapıyor. Kitabın 156’ncı sayfasında Toprak, şunları vurguluyor: “Halk Fırkası’nın doğuşu, birinci, bizzat T.B.M.M. içinde ve İstanbul’da güçlü bir muhalefetin oluştuğu bir dönemde, üstüne üstlük Lozan Barış Görüşmeleri’nin sürdürüldüğü aylara rastladı. Bu nedenle bu üç faktör göz ardı edilerek, gelişmeleri anlamlandırmak olanaksızdır. Nitekim Kürt sorununun kaderi de bu dönemde belirlendi. Vatandaşlık kimliği ya da Türkiyelilik ya da Türklük 1923 yaz aylarında epey tartışıldı. Osmanlı’nın çoğulculuğu bir kenara bırakılıyor, türdeş bir toplum anlayışı, İkinci Meclis’le birlikte gündeme geliyordu. Bu türdeşlik, bir ölçüde Lozan’da gündeme gelen taleplerle de yakından ilgiliydi. Başta ‘azınlık’ sorunu olmak üzere Anadolu’nun beşerî sermayesi, görüşmelerin zaman zaman tıkanmasına neden olacaktı. Anadolu topraklarında yaşayan, etnik yönüyle Kürtleri de kapsayacak bir bütünlük, Düvel-i Muazzama’nın nifak tohumları karşısında Ankara tarafından tek seçenek olarak görüldü. Ankara, gayrimüslimler dışında yeni azınlıkların yaratılmasını ülke geleceği için sakıncalı görüyordu. 1923 yaz aylarında, Halk Fırkası’nın kuruluş çalışmaları sırasında kurucu kadroların yoğun biçimde tartıştıkları konu, Misak-ı Millî sonrası kurulmakta olan yeni devletin vatandaşlık kimliğiydi. Bir yandan Lozan sonuçlandırılıyor, öte yandan Halk Fırkası programı hazırlanıyordu. Nizamname bir anlamda Lozan’a endekslenmişti. Bu açıdan, nizamnamenin kısa bir sürede geçirdiği dönüşüm ilginç bir nitelik taşıyordu. 
 
Kurucu heyete sunulan 1923 nizamnamesinin ilk şeklinde, altıncı maddede “Bir ferdin Halk Fırkası’na dahil olabilmesi için, Türkiyeli olması ve aslen millî yurt haricinde bulunan Müslüman milletlerden birine mensup ise, Türk milliyetini kabul etmesi şarttır,” deniyordu. Böylece ilk metinde Türkiyeli sözcüğü yer almıştı. Tartışmalar ilerledikçe yeni bir metin hazırlandı. “Halk Fırkası Nizamnamesi Umumî Esasları önerisinde bu altıncı madde bu kez üçüncü madde olarak, şu şekilde ifade edildi: “Halk Fırkası’na Türk harsını kabul etmiş olan her Türkiyeli ferd dahil olabilir.” İlk taslaklarda kimlik, önce “Türkiyeli”, ardından “Türk harsını kabul etmiş olan Türkiyeli” diye tanımlanıyordu.  Görüşmeler sonucu, bu madde son şeklini aldı. Nizamnamenin yine üçüncü maddesi, bundan böyle şöyleydi: “Halk Fırkası’na her Türk ve hariçten gelip Türk tabiyet ve harsını kabul eden her fert dahil olabilir. “Böylece ilk aşamada “Türkiyeli” olarak sunulan madde, özellikle Lozan’dan kaynaklanan kaygılarla, son kertede ‘Türk’e dönüşmüş oldu.”
 
 
TEK PARTİNİN ‘TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ’ 
 
İlk ciltte, halifeliğin kaldırılması, Cumhuriyet Halk Fırkası ambleminin doğuşu, Nutuk’un okunması ve Şeyh Said isyanı ile yaşanan siyasal ve sosyal dönüşüm gibi nice gelişmeye değinen Prof. Dr. Toprak, anlatısında sürekli olarak, basın ve meclis kaynakları üzerinden, seçtiği konuların muhataplarına dair alıntıları sunma yolunu seçiyor. Bu metodunu dört cilde de yansıtan Prof. Dr. Zafer Toprak’ın çalışmasında 200’ü aşkın özgün fotoğrafla, tarihin görsel delilleri de okurun merakı ve arşivine sunuluyor. Akademisyen ve yazar ayrıca ilk ciltte, Atatürk’ün ardından kaleme alınan değerli metinlere de İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Hasan Âli Yücel ve Muhsin Ertuğrul gibi imzalara tam olarak yer verirken, Türkiye ve savaş ekonomisi ya da Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaşadığı dönüşümleri de büyüteç altına alıyor. Kitapta ‘Dersim’ başlığını da açan Toprak öte yandan, Cumhuriyetin ilk evresinde ortaya konulan devlet politikasına ise şu kelimelerle eleştiri getiriyor:
 
“Yüzyıllardır engebeli coğrafyası nedeniyle ulaşılamayan, zapturapt altına alınamayan, çekidüzen verilemeyen bu yörelerde geleneksel aşiret düzenine son vermek; çevre coğrafyayı tehdit eden eşkıyalığı, yağmacılığı, çapulculuğu önlemek Cumhuriyetin ilk on yıllarında devletin silah gücüyle çözüm aradığı ‘uygarlaştırıcı görev’i oluşturacaktı. Devletin siyasal bağlamda yüceltildiği, ulus inşa sürecinin her türlü yöntemi mubah saydığı bir dönemde, bu tür bir ‘görev’, bireyi ve de cemaati hor görüyor; temel hak ve özgürlükleri gözetme konusunda duyarsız davranıyordu. Bireyin devlet karşısında güç kazandığı günümüz Türkiye’sinden düne bakıldığında Tek Parti yönetiminin ‘devlet’i ve ‘ulus’u yücelten toplum mühendisliği anlayışının ne denli sorunlu ve günümüz için kabul görmeyecek bir zemine oturduğu ortaya çıkıyordu.”
 
 
PROF. DR. TOPRAK: OTORİTER MODERNİZM DÖNEMİ, 1923-1946
 
Modern Türkiye Tarihi’nin ilk cildinde “Faşizm, Nasyonal Sosyalizm ve Türkiye” ile “Cumhuriyet ve ‘Otoriter Modernizm’- 1923–1946” gibi çarpıcı konu başlıkları da açan Prof. Toprak, ilk cildi bu başlıklarla noktalarken, adını andığı dönemi ise, ‘Otoriter Modernizm’ olarak tabir ediyor. 
 
Benzer bir metodla kaleme aldığı “Cumhuriyet ve Ekonomi” gibi oldukça değerli bir çalışmanın ardından Toprak, eserin üçüncü cildi “Cumhuriyet ve Toplum”da da önemli konu başlıklarını gündeme taşıyor. Genç Cumhuriyet’e açılan yolda “Merkezî İstatistik Dönemi”, “Cumhuriyet’in Deneme Sayımı”, “İstanbul’un Nüfusu ve Toplumsal Topografyası”, “Gizli Nüfus Vak’aları”, “Frengi Folkloru ve Moral Kaygılar” ile, “Edebiyat ve Fuhuş: Hüseyin Rahmi Örneği” gibi nice ilginç konu başlığını içeren “Cumhuriyet ve Toplum” cildinde ayrıca, “Demiryolu, Devlet ve Modernite” ilişkisine, Atatürk ve İnönü’nün gar açılışları ile yeni hat ziyaretleri sırasında verdikleri beyanların kayıtlarının da zenginliği ile, çok geniş yer veriliyor.  Aynı cildin ilerleyen sayfalarında “Cumhuriyet ve Hukukî Düzen”i büyüteç altına alan Prof. Dr. Toprak, bu sayfaları da “İslam Hukuku’ndan Seküler Hukuka”, ya da “Medeni Kanun” gibi kıymetli içeriklerle dolduruyor. 
 
 
1920’LERİN 1 MAYIS MARŞINA DAVET
 
Aynı ciltte, “Cumhuriyet’te Esnaf ve Sanatkâr”, “Emek, Sosyal Politika ve İş Kanunu” ile geç 1920’lerdeki “Amele Teali Cemiyeti’nde 1 Mayıs Bayramı”nı da “Adana’daki Amele Buhranı”nı da işleyen Prof. Dr. Toprak, bu sayfalarda 1927’de düzenlenen 1 Mayıs kutlamalarında seslendirilen “1 Mayıs Marşı”nı şöyle kayıtlara geçiriyor:
 
“Hoş geldin! / Bir Mayıs işçinin günü. / Dağıt rüzgâr gibi gönülden gamı. / Kara kış günleri yansın kül olsun. / Kırmızı çiçekli bahar uyansın. / Hoş geldin 1 Mayıs, ey ulu münci. / Kurtuluş yolunun ilk dönemeci. / Bir Mayıs bize şiar getirmiş; / Yaşasın, yaşasın sekiz saat iş. / İş sekiz saat, uyku sekiz saat. / Sonra sekiz saat ders ve istirahat. / Bir Mayıs, Bir Mayıs ilk dileğimiz. / Yaşatacak seni tunç bileğimiz.
 
Toprak, “Cumhuriyet ve Toplum” cildinin geri kalan sayfalarını ise “Cumhuriyet ve Tarımsal Yapılar”, “Toprak Mülkiyeti ve Yabancı Sermaye”, “Türkiye’de Kooperasyon ve Kooperatifçilik” gibi uzmanlık alanlarına ayırıyor. Bu cildin en az diğerleri kadar kıymetli öteki bölümlerine baktığımızda ise, “Türkiye Cumhuriyeti ve Kadının Toplumsal Konumu”, “Atatürk ve Toplumsal Cinsiyet Sorunu” gibi konular okunmayı hak ediyor. Bu cildin ilerleyen bölümlerinde ise yazar, içeriği “Hava Taarruzlarına Karşı Pasif Koruma”dan “Yurt Müdafaası ve Askerlik”e birçok meseleye değiniyor. 
 
 
 
GÖRSELLİĞİN EN GÜÇLÜ İFADESİ: ALFABE
 
Büyük Cumhuriyet hikâyesinin son cildi, “Cumhuriyet ve Kültür”de ise Prof. Dr.  Toprak yine kanıksanmış durum ve kavramlara büyük bir analitik sabırla, medeni eleştiri hissiyle yaklaşıyor. “Cumhuriyet ve Millî Eğitim” kısmıyla açılışı yapan Toprak, bugüne ve geleceğe ibretlik ilk Cumhuriyet dönemi müfredatı, Mustafa Kemal’in Adliye Hukuk Mektebi açış konuşması, Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü’nün doğuşu, bir kırsal kalkınma projesi olarak “Köy Enstitüleri” gibi başlıkları atlamıyor. Daha derinliğinde “Türk Maarif Cemiyeti–Türk Kültür Kurumu” gibi mühim bir durakta soluklanan yazar, Hasan Âli Yücel’in “Birinci Türk Neşriyat Kongresi”, geç 1930’larda “Yerli ve Yabancı Filmlerin Denetlenmesi” gibi bölümleri okurla paylaşmasının ardından, “Cumhuriyet’in Kilit Taşı” dediği “Harf Devrimi”nin kapısını aralıyor ve şu cımbızlık ifadeleri (s.100) kullanıyor:
 
“Laikliğin gündeme gelişi, bir anlamda Harf Devrimi’ni zorunlu kılıyordu. Dinle devlet ayrışırken, dinle bütünleşmiş bir yazı türü de değişime uğramalıydı. Harf Devrimi Cihan Harbi ertesi birçok ülkede gündeme gelen modernist girişimlerinin Türkiye’deki tezahürlerinden biriydi. Cihan Harbi ile yeni bir yüzyıla girilmişti. Çoğu ülkede geçmiş sorgulanıyor, geçmişle bağ koparılıyordu. Rusya gibi ülkelerde bu aşırı boyutlara varmıştı. Görsellik her yönüyle 20. Yüzyıl’a damgasını vuruyordu. Bunda fotoğrafın da yaygınlaşmasının önemli bir rolü vardı. Resim her yerde ön planda yer alıyordu. Osmanlı’nın Arap harfleri ise, geçmiş yüz yılların görseliydi. Türkiye’de henüz fütürizm, konstrüktivizm, endüstriyalizm gibi yeni görsel sanat anlayışları yoktu. Resim, heykel ve benzeri Batı sanatı henüz daha ilk evrelerindeydi. Görselliğin en güçlü ifadesi, alfabeydi.  Cumhuriyet, tüm dünyada gözlenen bu dönüşüme kendi çapında bir dönüşümle katkıda bulundu. Bu da Harf Devrimi’ydi. Harf Devrimi tıpkı Batı’daki yeni sanat anlayışları gibi, geçmişten bir kopuştu. Yeni bir modernite arayışıydı.”
 
 
ATATÜRK, H. G. WELLS VE EMPERYALİZM İLİŞKİSİ
 
Prof. Dr. Toprak, konuya “Latin Harflerinden Dil Devrimine” de devam ettiği son ciltte, okuru Herman Kvergic ve Güneş Dil Kuramı, ya da Geometride Terim gibi çok farklı detaylarla da yüzleştiriyor. Yazar buradan ise Cumhuriyet Türkiye’sinde tarihçilik kurumunun evrimini kayıt altına alıyor. Atatürk’ün meseleye yaklaşımını, demeçleriyle kayıt altına alan yazar bu kapsamda, okuru Afet İnan’ın ‘total’ tarihe dair emekleri ve Birinci Türk Tarih Kongresi gibi mihenk taşları ile de hemzeminde buluşturuyor. Prof. Toprak konuya bu esnada “Darwinizmden Ateizme” Türk tarih eğitimi ile değinmeyi unutmazken, “Hayat Zinciri ve Evrim Kuramı”nı da atlamadan, Mustafa Kemal’in İngiliz yazar H.G.Wells’e olan ilgisinin de altını çizen satırlar ortaya koyuyor.
 
Dördüncü cildin 167’nci sayfasından itibaren, bu konu Prof. Toprak tarafından şöyle kayıt altına alınıyor:
 
“1925 Fransızca baskısı ‘Esquisse de l’histoire universelle’i okuyan Gazi, kitaba ve yazarı H.G. Wells’e Cumhuriyet Halk Fırkası ikinci kurultayında okuduğu Nutuk’ta, iki sayfa ayıracaktı. Gazi, Wells’in savunduğu ‘Dünya Devleti’ teziyle ‘hilâfet’in yapılanması arasında bir bağ kuruyordu... Türk Dil Kurumu bugünkü baskısı diliyle, Atatürk ‘Söylev’de şu satırlara yer veriyordu:
 
“(...)Baylar, İngiliz tarihçilerinden Wells, iki yıl önce bir tarih kitabı yayımladı. Bu kitabın son sayfalarında, ‘Dünya Tarihinin Gelecek Evresi’ başlığı altında birtakım düşünceler vardır. Bunlar, birleşik bir dünya devleti kurmak (Un gouvernement federal mondial) kurmak konusu ile ilgili idi. Wells, bu bölümde birleşik bir dünya devletinin nasıl kurulabileceği ve böyle bir devletin önemli ayırıcı niteliklerinin neler olacağı üzerindeki düşüncelerini ortaya atıyor; adaletin ve tek bir yasanın buyruğu altında dünyamızın alacağı buyruğu canlandırmaya çalışıyor.”
 
Gazi, H.G.Wells’in kitabından çok etkilenmişti. Yanını çizdiği bir paragrafta, artık tarihçiliğin jeolojistlerin, paleontolojistlerin, ambriyolojistlerin, her kesimden doğa bilimcilerinin, ruh bilimcilerinin, ruh bilimcilerinin, etnolojistlerin, arkeolojistlerin, filolojistlerin ve tarih uzmanlarının ortak çalışmalarıyla şekilleneceğini belirtiyordu. Böylece bu kitap, yepyeni bir tarih anlayışı geliştiriyor, ayrıca Gazi’nin de duyarlı olduğu ‘emperyalizm’ konusuna geniş yer veriyordu.”
 
CUMHURİYET’İN KÜLTÜR KURUMLARI: HALKEVLERİ
 
Bu doğrultuda, son ciltte “Evrimin Sonu” veya “Dünya ve Hayat Hakkında Yanlış Fikirler”i de kalemine konu eden Prof. Dr. Toprak, “Türk Tarih Cemiyeti’ne Göre Dinin Doğuşu”nu veya genç Cumhuriyetin “Müzeler ve Antikiteler” programını da kayıt altına alıyor. Elbette son cildin beklenen bir diğer konu başlığı olan “Halkevleri”ni ‘Cumhuriyetin Kültür Kurumları’ üst başlığı ile takdir eden yazar, ilgili bölümde CHP’nin 15’nci yıl kitabında bu kültür kurumlarının şu dokuz birim ile tasarlandıklarını vurguluyor: “Dil, Edebiyat ve Tarih / Güzel Sanatlar / Temsil / Spor / İçtimai Yardım / Halk dershaneleri ve kurslar / Kütüphane ve yayın / Köycüler /Müze ve sergi”.
 
İlerleyen sayfalarını “Cumhuriyet ve Güzel Sanatlar”a ayıran çalışma, müzik kongreleri, devlet konservatuvarları, ulusal opera örnekleri üzerinden de kıymetli bir bilanço denemesi yapıyor. Yine erken Cumhuriyet döneminde Türkiye çağdaş Batı / klasik müziği ile opera ve temsillerinin değerli hocaları Bela Bartok veya Carl Ebert’i de atlamayan Prof. Dr. Toprak, devamında Cumhuriyetin sahne sanatları devriminden örneklere ve toplumsal kültür pratiğinde “Belagat ve Hitabet Sanatı”nın kimliği ve bu alanın anılarına büyük yer veriyor.
 
Elbette bu zeminde Nâzım Hikmet’i de es geçmeyen yazar ve tarihçi, eserinde Nâzım’ın döneme yön veren Konstrüktivizm ve şair Vladimir Mayakovski ile yakınlığını da vurgulayan satırlar ortaya koyuyor. Çalışmada Toprak, örnek olarak Nâzım’ın 1922 tarihli “Açların Gözbebekleri” isimli şiirine yer veriyor; öte yandan Nâzım’ın ‘Süleyman’ adı ile Temmuz 1930’da yazdığı “Muazzam Şair Mayakofski Neden İntihar Etti?” yazısından alıntılar yapıyor.
 
Öte yandan Toprak’ın veda kitabı, 301’nci sayfasından itibaren Cumhuriyet’in plastik sanatlar hafızasına dikkat çekerken, elbette bu bölümde Devlet Resim ve Heykel Sergileri, ya da Yurt Gezileri önemli bir yer tutuyor. Yayında bu sayfaları ise Cumhuriyet döneminin beden eğitimi ve spor bilançosu yine örnek talimatnameler, anılar ve programlarla takip ediyor. Ondan sonra ise, Toprak okura “Cumhuriyet’te bir nostaljinin öyküsü” dediği “Deniz Sporları ve Plaj Kültürü”nü anlatıyor. Moda, Suadiye, Salacak plajlarından geçen okur yine bu bölümde Münir Nureddin Selçuk ve Safiye Ayla’lı akşamları, Kabotaj Bayramı kutlamalarını, Florya’nın keşfini ve Heybeli Plajı’nda ‘çivileme’ denize giren İsmet İnönü hatıralarını hep bu bölümlerde okuyor.
 
Prof. Dr. Zafer Toprak’ın analitik ve heybetli, dört ciltlik akademik ‘vasiyeti’ denebilecek Modern Türkiye Tarihi’nin bir diğer egzotik başlığını ise, “Paramiliter Gençlik” ve “İzcilik” takip ediyor. Toprak, bu dev külliyatın kapanışını ise, 19 Mayıs Bayramı ve emanet edildiği Türk Gençliği üzerinden, bu kültürün hangi faaliyet ve hatıralarla biçimlendiğine değinerek, belki de tüm bu sayfaları yine onlara emanet etmek suretiyle gerçekleştiriyor.
 
 
 
Bilgi: folkartgaleri.com 
Fotoğraflar: © Folkart Gallery Yayınları
 
Hakkı Zafer Toprak kimdir?
 
1946 yılında Zonguldak’ta dünyaya gelen Türk tarihçi, yazar ve akademisyen Hakkı Zafer Toprak 3 Haziran 2023’te İstanbul’da hayata gözlerini yumdu.
 
Osmanlı ve erken Cumhuriyet devrine ilişkin sosyo-ekonomik çalışmaları bulunmaktadır. Türkiye'de Millî İktisat (1908-1918) adlı yapıtı Türkiye tarihi üzerine yayımlanmış klasiklerden birisidir. Boğaziçi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü'nün kurucu başkanıdır. Tarih Vakfı'nın kurucularındandır.
 
Yükseköğrenimini 1969 yılında Ankara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde tamamladı.
 
Londra Üniversitesi'nde 'Alan Araştırmaları’ konusunda yüksek lisansını 1971'de tamamladıktan sonra Türkiye'ye döndü. 1977'de Boğaziçi Üniversitesi Beşeri Bilimler Bölümü'ne katıldı. 1981'de İstanbul Üniversitesi'nden ekonomi alanında doktora derecesi aldı. 1992-2013 yılları arası Boğaziçi Üniversitesi’nin Atatürk Enstitüsü’nün başında bulundu.
 
Toprak, Minnesota ve Paris üniversitelerinde konuk öğretim üyesi olarak bulundu. Uzun yıllar Minnesota'daki St. Olaf Üniversitesi’nin Orta Doğu programı İstanbul direktörlüğünü yürüttü ve bu hizmetinden dolayı kendisine fahri doktora verildi.
 
Akademik çalışmaları 19. ve 20. yüzyıl Türkiye’si üzerine yoğunlaştı. 20'de fazla kitap, 250'nin üstünde akademik makale yayımladı. Eserlerinin bir kısmı İngilizce, Fransızca, Almanca ve İtalyanca olarak yayınlandı. 1981 yılında yayımlanan Türkiye'de Millî İktisat (1908-1918) adlı yapıtı Türkiye tarihi üzerine yayımlanmış klasiklerden birisidir. Mustafa Kemal Atatürk'ü siyasi kimliğiyle değil, entelektüel kimliğiyle ele alan Atatürk: Kurucu Felsefenin Evrimi (2020) adlı eserinde temel bir başvuru kitabıdır.
 
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası, Sümerbank, Akbank, Yapı Kredi Bankası, Milli Reasürans, Anadolu Sigorta ve Borusan gibi kuruluşlar için kurumsal tarih kitaplarını hazırladı. Toplum ve Bilim dergisi ve Yurt Yayınları'nın kurucuları arasında yer aldı. 11 ciltlik Yurt Ansiklopedisinin ve 8 ciltlik Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi’nin genel koordinatörlüklerini üstlendi.
 
Tarih ve Toplum ve Toplumsal Tarih, İstanbul Dergisi gibi yayınlar ile Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi ve Yurt Yayınları yayın kurullarında görev aldı. Tarih Vakfı’nın kurucuları arasında yer aldı. Avrupa Bilim Vakfı projelerinde yöneticilik yaptı ve birçok uluslararası sempozyum düzenledi.
 
Türkiye İş Bankası Finans Müzesi'ni ve Asım Kocabıyık Borusan Müzesi'ni kurdu. Yapı Kredi Bankası, Garanti Bankası ve Türkiye İş Bankası’nın sergilerinde küratörlük yaptı. Lozan Antlaşması'nın 90. yıldönümü nedeniyle hazırladığı "Lozan'dan Cumhuriyet'e İsmet İnönü" sergisi Türkiye'nin değişik kentlerini dolaştı. 2015'te Boğaziçi Üniversitesi'nde açılan "Entelektüel Tarihimizde Kırılma Noktası: Nâzım Hikmet'in Açlık Grevi" sergisini hazırladı.
 
Boğaziçi Üniversitesi Prof. Dr. Aptullah Kuran Üstün Hizmet Ödülü'nü, İttihat-Terakki ve Cihan Harbi adlı kitabıyla Osmanlı Bankası-Garanti Bankası Bankacılık ve Finans Tarihi Ödülü'ne, 2012'de Darwin’den Dersim’e Cumhuriyet ve Antropoloji adlı eseriyle de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin verdiği Sedat Simavi Ödülü’ne değer görüldü.[9]Bilim Akademisi aslî üyesidir.
 
Doktora öğrencileri arasında bir dönem Türkiye'de Millî Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı gibi görevleri üstlenmiş olan Hulusi Akar vardır.
 
Zafer Toprak, 3 Haziran 2023'te İstanbul'da 77 yaşında öldü. 6 Haziran'da ilk olarak uzun yıllar görev yaptığı Boğaziçi Üniversitesinde anma töreni düzenlendi ve ardından Zincirlikuyu Camii’nde cenaze namazı kılındı. Toprak, törenin ardından Yeniköy Mezarlığına defnedildi.