Milliyet Sanat
Milliyet Sanat »Yazarlar » Seçkin Selvi | Ateşi ve ihaneti görüyoruz

Ateşi ve ihaneti görüyoruz

04 Aralık 2015 - 05:12
İstanbul Şehir Tiyatroları, Erhan Yazıcıoğlu’nun genel sanat yönetmenliğinde bağımsızlık ülküsüyle ölümsüzleşenlerin destanını dinamik bir kadro ve yeni biçim arayışıyla sahneye aktarıyor.
KUVAYİ MİLLİYE DESTANI- Yazan: Nazım Hikmet, Yöneten: Hakan Yavaş, Müzik: Deniz Noyan, Sahne tasarımı: Eylül Gürcan, Kostüm ve maske tasarımı: Almila Altunsoy, Işık tasarımı: Mahmut Özdemir, Dramaturg: Gökhan Aktemur, Koreografi: Handan Ergiydiren Doğan, Oyuncular: Engin Akpınar, Ömer Barış Bakova, Ada Demirer, Can Ertuğrul, Seza Güneş,  Emre Karaoğlu, Irmak Örnek, Eraslan Sağlam, Nurseli Tırışkan, Yağmur Ulusoy, Derya Yıldırım, Ali Mert Yavuzcan
 
Ateşi ve ihaneti gördük ve yanan gözlerimizle durduk bu dünyanın üzerinde.
 
Kuvayi Milliye Destanı, işgal edilen tüm ülkelere ve ezilen halklara örnek olan kurtuluş savaşımızın anlatıldığı, edebi değeri en yüksek ve en önemli yapıtlardan biridir. Kurtuluş ve bağımsızlık savaşı veren hiçbir ülkenin sahip olmadığı bu benzersiz destan, tarihsel karakterlerden öte kadınların, çocukların, köylülerin, kısacası Anadolu insanının sessiz kahramanlıklarından, yaşanmış öykülerden yola çıkan Nazım Hikmet'in eşsiz dizeleriyle yaşama geçiyor. Bu yazı da o dizelerle kolkola yürüyecek.
 
Onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar, korkak, cesur, câhil, hakîm ve çocukturlar ve kahreden ve yaratan ki onlardır, destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.
 
Hakan Yavaş, doğal olarak bir hareket tiyatrosu biçeminde yorumluyor destanı. Bu yorum yapımdaki başarının temelini oluşturuyor. Eylül Gürcan’ın çok ekonomik ve çok pratik sahne tasarımı gerektiğinde ekrana dönüşerek de müthiş etkileyici sonuçlar yaratıyor. Dekor şiirle bütünleşiyor, destanın içinde haklı bir yer kazanıyor.
 
Ada Demirer ve kamerası yorumun bir başka başarılı buluşu.
 
Hakan Yavaş’ın yorumunda gençliği ve umudu simgeleyen çocuk oyuncu Ada Demirer aynı zamanda anlatıcı ve sunucu konumunda. Ada, kamerasıyla biz salondakileri de kendimizle yüzleştiriyor.
 
İstanbul'da birçok hanımlar, beyler, paşalar Türk halkından kesmişlerdi umudu. Yağdırıldı telgraflar Erzurum'a: «Amerikan mandası altına girelim,» diye. Biz ki İstanbul şehriyiz, seferberliği görmüşüz: Kafkas, Galiçya, Çanakkale, Filistin, vagon ticareti, tifüs ve İspanyol nezlesi bir de İttihatçılar, bir de uzun konçlu Alman çizmesi 914'ten 18'e yedi bitirdi bizi. 
 
Ve çok uzak, çok uzaklardaki İstanbul limanında, gecenin bu geç vakitlerinde, kaçak silâh ve asker ceketi yükleyen laz takaları: hürriyet ve ümit, su ve rüzgârdılar. Emanet: bir ağır makinalı tüfektir. Ve İsmail'in gözü tutmazsa liman reislerini, ta Ankara'ya kadar gidip onu kendi eliyle teslim edecektir. Sonra... Sonra, malûm olmadı insanlara Arhavili İsmail'in âkıbeti... 
 
Mert Yavuzcan, Arhavili İsmail’i belleklerden çıkmayacak bir başarıyla canlandırıyor.
 
Daha doğrusu bütün oyuncuların coşkulu duyguları, bilinçli bakış açıları, Mahmut Özdemir’in tasarladığı, umudu, umutsuzluğu ve gerçeği yansıtan ışıkların altında şekilleniyor.
 
Ve kadınlar, bizim kadınlarımız: korkunç ve mübarek elleri, ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle anamız, avradımız, yârimiz ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız ve ekinde, tütünde, odunda ve pazarda ve karasabana koşulan ve ağıllarda ışıltısında yere saplı bıçakların oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar, bizim kadınlarımız şimdi ayın altında kağnıların ve hartuçların peşinde harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi aynı yürek ferahlığı, aynı yorgun alışkanlık içindeydiler. 
 
Gece aydınlık ve sıcak ve kağnılarda tahta yataklarında koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı. Ve kadınlar birbirlerinden gizleyerek bakıyorlardı ayın altında geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
 
Tıpkı kurtuluş savaşındaki adsız kahramanlar misali, oyuncular ekibi de hem destanın korosunu canlandırıyor, hem de gerektiğinde solo parçalarla öne çıkıyor. Deniz Noyan’ın duyarlı müziği, Handan Ergiydiren’in çarpıcı koreografisi bütünün orkestrasyonunu sağlıyor.
 
Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet, sana tek başına verilmiştir üç numrolu kamyonet. Hani birkoyun varmış, kendi bacağından asılan bir koyun. Süleymaniyeli şoför Ahmet soyun... Soyundu. Ceket, külot, pantol, don, gömlek ve kalpak ve kırmızı kuşak, Ahmet'i postallarının üstünde çırılçıplak bırakarak dış lastiğin içine girdiler şişirdiler.
 
Bu solo parçalardan biri de Eraslan Sağlam’ın üstlendiği Süleymaniyeli Şoför Ahmet bölümü.
 
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim. Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak ve ipek bir halıya benziyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim. Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, yok edin insanın insana kulluğunu, bu dâvet bizim... Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim...
 
Kaçırılmayacak ve alkışlanacak bir yapım Kuvayi Milliye Destanı.
 
Fakat bir kerre bir derd anlayan düşmeye görsün önlerine ve bir kerre vakt erişip 
 «-Gayrık yeter!...» demesinler. 
 
 

BİTİYATRO, “ÜÇ OYUN (VURGUN)”

 
Neil LaBute’nin “Bash: Latterday Plays” adlı oyunu “Üç Oyun (Vurgun)” adıyla,  İskender Altın’ın yönetmenliğinde Türkiye’de ilk kez Laçin Ceylan, Murat Taşkent, Ezgi Yağ ve Sefa Tantoğlu tarafından oynanıyor.
 
Ünlü yönetmen, senarist ve oyun yazarı Neil LaBute’nin kaleme aldığı, üç farklı kısa hikâyenin anlatıldığı “Üç Oyun: İphigenia Orem’de, Aziz Kazlar Çetesi, Medea Redux”; bir arkadaşa, bir dosta ya da bir yabancıya ayıkken, bunalımdayken hatta sarhoşken bile anlatılamayacak itiraflardan oluşuyor. Bir otel odasında buluşan; farklı zamanlarda aynı odada kesişen üç hikâye ve dört kişinin itirafları. Şu anımız gibi çabuk, karışık, yer yer komik ve trajik günümüz hikâyeleri… 
 
 
Oyun, her Cumartesi akşamı saat 20:30’da Bitiyatro'nun sahnesinde izlenebilir.
 
İletişim:  (0212) 244 02 47 / (0533) 425 60 40 / (0532) 262 49 29
Kumbaracı Yokuşu, Camcı Fevzi Sok. No:34/A Beyoğlu 
 
 

Aralık Ayı Oyunları

 
GRİ’nin yeni oyunu Pulitzer adayı Will Eno’dan “Thom Pain” Aralık ayı boyunca her Cumartesi seyirciyle buluşacak.
 
 
Will Eno'nun 2005 yılında Pulitzer Drama finallerine kalan oyunu “Thom Pain” hiçbir şey üzerine tek kişilik bir oyun. Bağlantısız gibi görünen ve sürekli yön değiştiren monologlardan oluşan oyunda Thom Pain'in arı kazası, köpeğinin ölümü ve bir kadınla yaşadığı aşka dair anılarını dinlerken, Thom’un, kendimizin ve haliyle modern insanın çöküşüne ve her şeye rağmen devam etme çabasına tanık oluyoruz.
 
Thom Pain kendi korkularını sorgularken aynı zamanda sizinkileri de sorguluyor. Hayatın bir anlamı olmasını istiyor. Hayatının kalıntılarını kendisi ve seyirciler için bir kurtuluşa, değerli bir şeye dönüştürmeyi umuyor. Thom sonunda bir çıkış yolu bulabilecek mi? Biz bir çıkış bulabilecek miyiz?
Yazan: Will Eno, Çeviri: Ümit Doğan, Yöneten: Seda Yüz, Oynayan: Ümit Doğan
 

Salome

 
 
Oscar Wilde’ın 1891 yılında Fransızca olarak yazdığı trajedisi Salomé, GRİ yorumuyla seyirciyle buluşuyor. Yazarın Prenses Salomé’nin İncil’de geçen trajik öyküsünden yola çıkarak yazdığı oyunda, genç ve güzel prensesin sınırsız ihtiras ve ölüm arasındaki çizgide dolaşmasına tanık oluyoruz.
 
Yazan : Oscar Wilde, Çeviri : Murat Erşen, Yöneten : Mehmet Zeki Giritli, Dekor Tasarımı : GRİ Ekibi, Koreografi: Ruhan Rukiye Yavuz, Kostüm Tasarımı : Mehmet Zeki Giritli, Musa Yılmaz, Yahya’nın Sesi: Mehmet Zeki Giritli, Işık ve Ses Uygulama : Ruhan Rukiye Yavuz,
Oyuncular: Armağan Arslantürk, Cem Büyük, Günce Mutlu, Mert Küçülmez, Seda Yüz, Tuğçe Nur Bulduk, Ümit Doğan
 

Üç Maymun

 
 
Üç maymun; günümüzde yaşadığımız bireysel buhrana dair,  erişkinler için yazılmış bir masal. Bir ofis, üç maymun ve sonu gelmeyen bir kabus…
 
Yeni oyun alanına hoşgeldin. Artık sana sunulan bu hayatı yaşayacaksın. İstedikleri vakitte uyuyacak, istedikleri vakitte besleneceksin ve sahiplerinin istediği işleri yapacaksın. Unutma, sen bir bireysin, o yüzden başka kimseye ihtiyacın yok. Kimseyle konuşmana, kimseden yardım istemene gerek yok.
 
Yazan, yöneten, ışık tasarımı, sahne tasarımı (Belit Şentürk’le birlikte), özgün müzik (Erdem Gözden’le birlikte): Okan Özkunt, Oyuncular: Umut Yılmaz, Cem Rohat Bozan, Belit Şentürk, Işıl Erdoğan, Okan Özkunt.
 

GRİ Sahne’de Konuk Ekipler: Tiyatro Sahnesiz

 
 
Prof. N. Mazhar Öktel Sk. No:19/A Şişli – İstanbul
(0212) 232 34 12 / (0507) 845 15 74
 
***
 
***
 
 

Ermenice Edebiyat: Yokluktaki Çokluk

 
Notos, Aralık-Ocak, 55. sayısında kötücül zamanın aynalarından birini kendimize çeviriyor ve Ermenice Edebiyat konusunu ele alıyor. Hem Ermeniceyle yazılmış edebiyatın bu ülkede yaşanan büyük acıların öncesinde ve sonrasında nasıl bir değişim geçirdiğine bakmaya hem de kadim bir dilin edebiyatının bugününü, dünyadaki yerini görmeye çalışıyor. Okurlara ve araştırmacılara sağlam bir temel oluşturmayı amaçlayan dosyada Mehmet Fatih Uslu, Sevan Değirmenciyan, Aziz Gökdemir, Maral Aktokmakyan, Murat Cankara, Ararat Şekeryan, Hazal Halavut, Nazan Maksudyan, Karin Karakaşlı, Vahram Danielyan ve Sona Mnatsakanyan’ın yazıları yer alıyor.
 
Dergide şair Haydar Ergülen ile yapılmış söyleşinin yanı sıra öyküleriyle yer alan yazarlar: Georg Heym, Özlem Akıncı, Dilek Emir, Aydın Öztürk, Kadire Bozkurt, Nazlı Karabıyıkoğlu, Şafak Pala, Didem Tekeli, Özdemir Bayrak, Muammer Kıranoğlu, M. Tila Sadık, Emirhan Burak Aydın.
 
 
 

Steve McCurry/16 Eylül - 13 Aralık 2015

 
Fotoğrafçılık alanında birçok önemli ödüle sahip olan Amerikalı fotoğrafçı Steve McCurry günümüzün en iyi görsel yapımcılarından biri olarak kabul ediliyor. Özel olarak derlenmiş olan bu sergi, sanatçının son 30 yılda dünyanın farklı birçok yerinde çektiği en çok bilinen ve hatırlanan çalışmalarını bir araya getiriyor. McCurry, benzersiz bir kabiliyetle aştığı dil ve kültürel sınırların ötesinde insani deneyimlerin kısacık anlarına odaklanıyor. Bizlere zeki bir gözle sunduğu form ve renkler, şekil ve simetrilerle başka dünyaların içine açtığı pencereler sunuyor.
 
 

20 Kasım - 20 Aralık

 
Alev Cınbarcı / Aslı Aydemir / Aslı Kutluay / Banu Kaynak / Diler Önbaş / Figen Batı / Gazi Sansoy / İpek Yeğinsu / Metin Güçlü / Necmi Karkın / Rabia Demir / Seher Çılgın / Serap Kökten / Simla Oskay / Şule Sayan / Nalan Türkeri’nin çalışmalarından oluşan sergi “Aralıksız Duyumsama” temasını konu ediyor.
 
Bir idea öğretisinden çok düşlerin pasajlarını gözler önüne getiren duyumsamanın aralıksız beklentilerini renklere yansıtmanın anındayız.. ve yine sözlere dökülemeyen imgesellerin, er ya da geç Hegel yada Platon'u hatırlatacağı bir çağdayız. Ama yine de bir yerde aralıksız duyumsamanın varlığından söz eden imgeler, sanatla eşitlenebilir miydi? Bununla birlikte bilinmedik ve söylenmedik bir şeylerin bırakılmadığı çağda duyumsamanın sırrı da bizde saklı kaldı. Bu bazen kendisinden ayrılmış olmayı bazen de kendisinden olanla yitip gitmeyi denemeyi gerektirmektedir. "Aralıksız duyumsama" sergisine dahil olan sanatçılar; Kavramların, nesnelerin ya da imgelerin benzerini hayal etmenin ötesine geçmeyi çağımız için ayrıcalıklı gördüler.
 
Altınsoy Cad. No.3, Sıhhıye-Ankara
(0312) 310 0000 / 144
 
 

Figür Yorum - Genç Buluşma

 
 
27 Kasım – 12 Aralık 2015 tarihleri arasında Galeri Soyut’ta izleyicilerle buluşacak olan “Figür-Yorum / Genç Buluşma” isimli karma sergi, ülkemizde figüratif resim alanında üretim yapan genç sanatçıları bir araya getiriyor.
 

İrina Smitckhova’nın Sulu Boyaları

 
 
İrina Smitckhova’nın kişisel sulu boya resim sergisi ile 27 Kasım – 12 Aralık tarihleri arasında Galeri Soyut/A Salonu’nda izleyicisi ile buluşuyor. Rus kökenli ressam Irina Smitchkova, resim eğitimini Moskova’nın en iyi akademilerinde tamamladı. Dünyanın birçok yerine seyahat ettikten sonra Ankara’ya yolu düşen Irina, Türkiye’nin kokularından ve renklerinden büyülendi. Sergideki eserleri; bu olağanüstü ülkenin cömertçe sunduğu renklerden, ışıklardan ve duygulardan ilham alarak yaptığı resimlerinin sadece bir bölümü. Ressamın sulu boya tarzı yumuşak ve tatlı, adeta çevresindeki tabiatın çarpıcı karakteriyle çelişiyor. Iryna; kendini klasik realizm teknikle ifade ederek, yoluna devam etmektedir.
 

Ahşabın Ruhu

 
 
Hakan Eraslan, “Ahşabın Ruhu” adını verdiği, ahşap heykellerden oluşan eserleriyle Galeri Soyut B Salonunda 27 Kasım – 16 Aralık 2015 tarihlerinde izleyici ile buluşuyor.
 
1971 doğumlu sanatçı Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim Öğretmenliği Bölümü`nden mezun oldu. izmir Karşıyaka`da bir devlet okulunda resim öğretmenliği yapmakta olup,resim ve heykel çalışmalarına kendi atölyesinde devam ediyor.
 
Galeri Soyut Sanat Galerisi
Yıldızevler Mah. Şehit Mustafa Doğan Sok.
82/A-B Çankaya Ankara, 
(0312) 438 86 70