Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Sinema » ‘‘Şimdi’ benim için çok önemli’

‘‘Şimdi’ benim için çok önemli’

‘‘Şimdi’ benim için çok önemli’ 10 Nisan 2019 - 01:04
Bu yılki Berlin Film Festivali’nden Altın Ayı ödüllü ‘Eşanlamlılar’ın yönetmeni 38. İstanbul Film Festivali’nin konukları arasındaki Nadav Lapid’le filmini konuştuk.

Nil Kural

 

Tev Aviv’den Paris’e gelen bir daha tek bir kelime İbranice konuşmamaya karar veren Yoav’ın (Tom Mercier) bu kimliğinden kaçma mücadelesi ‘Synonymes / Eşanlamlılar’ın odağında yer alıyor. Bu yıl Berlin Film Festivali’nde yarışan ‘Eşanlamlılar’, İsrailli sinemacı Nadav Lapid’e büyük ödül Altın Ayı’yı kazandırdı. Hollywood tarafından yeniden çevrilen ‘The Kindergarten Teacher’la (2014) da tanınan Lapid, 38. İstanbul Film Festivali’nde Dünya Festivallerinden bölümünde gösterilen ‘Eşanlamlılar’ı sunmak için festivale konuk oldu. Atlas Sineması’nda bir araya geldiğimiz Lapid’le filmini konuştuk.

 

 

Filmin otobiyografik bir yönü var. Hikâyenizi neden şimdi dördüncü uzun metrajınızda anlatmak istediniz?

Evet, filmin otobiyografik bir yönü var ama amacım kendi hikâyemi anlatmak değildi. Kendi hikayemin çok da bir önemi yok. Şuna inanıyorum: Her insanın hayatı varoluş, zaman ve dönemle ilgili bir hikâye anlatmak için bir pencere olabilir. Sizin hayatınızı çekmek istesem ve oturup sizi bir hafta dinlesem, bundan bir film çıkarabilirim. Kendi hikâyemi seçmemin nedeni kendi hikâyemi hali hazırda biliyor olmam. Kendi hikâyemde rahatım. ‘Eşanlamlılar’da eninde sonunda kendi yaşadıklarımdan malzeme çıkarmaya, varoluşa dair bir şeyler anlatmaya çalışıyorum. Yaşananların 15 yıl önce olması, olayı bugün anlatmamak için bir neden değil. Şunu da söyleyeyim ‘şimdi’ benim için çok önemli. Bence geçmişle bağını unutmadan bugünle kavga etmenin, sorgulamanın anlamı büyük. Mesela 2002 ve 1990 yılları hakkında konuşmayı gereksiz buluyorum.

 

Bugüne dair bir hikâye arıyorsanız, filmin bahsettiği erkeklik, militarizm, kimlik gibi konuların mesela 10 yıl öncesine göre daha mı acil olduğunu düşünüyorsunuz?

Bir yandan kimlik konusu ve “Biz kimiz, nereye kadar kimliğimizin esiriyiz, bunu ne kadar değiştirebiliriz, ülkeniz sizden ne kadar sevgi ve bağlılık isteyebilir veya isteyebilir mi, bu kimliğe neden ihtiyacımız var?” gibi sorular her zaman geçerli. Mesela kimliği olmayan insanlar topluma da ait de olmuyorlar. Pek mutlu da gözükmüyorlar. Belki ait olmak bir yüktür ama yükün karşılığında kazancınız da vardır. Bence bunlar zamansız sorular. Bin yıl önce de önemlilerdi. Ama dediğim gibi bugün üzerinden sormak önemli. İsrail politikalarına gelirsek gitgide kötüleşiyor. Bir filmi çekmek zaman alır ve bu, bir sinemacıyı endişelendirebilir. Mesela sinemacı güncel bir sorundan bahsediyor ve filmi çekene kadar bu sorun çözülmüş olabilir. Ama İsrailli bir sinemacısıysanız böyle endişelere yer yok. Sorun gitgide büyüyecektir. Tartışma da gitgide derinleşecektir.

 

Filmde ana karakteriniz Yoav’ın fizikselliği çok önemli. Bu, en baştan verdiğiniz bir karar mıydı?

Yoav, Paris’e mülteci olarak gelmiyor. Türkiye’de Berlin’e göç eden bir adamla aynı durumda değil. Yoav, İsrailli olmaya son verip Fransız olmak istiyor. İsrailli olarak ölüp Fransız olarak doğmak; İsrail hastalığından kurtulmak istiyor. Ve İbranice konuşmayı bırakıyor. Kelimelerini feda ediyor. Çünkü her kelime İsrail demek. Eğer İsrail’den kaçıyor ama İbranice konuşmaya devam ediyorsanız bu yeterince büyük bir kaçış olmaz. Bir anda kelimeleri olmayan bir adam oluyor ve kelimelere ihtiyacı var. Bu kelimeler de Fransızcadaki eşanlamlılar oluyor. Bir yandan her yeni Fransızca kelime, Yoav için eski kimliğine karşı kazandığı küçük bir zafer, bir arınma demek. Ama şu önemli: Bence kelimeleri Fransızca olsa da bedeni İsrailli. Bedeni geçmişini taşıyor. Filmin açılışında bedenini dondurmaya çalışıyor, sonra aç kalıyor en sonunda da bedenini satıyor. Ama beden zekidir ve onunla savaşıyor. Bu yüzden fizikselliği önemliydi, evet. Bir yandan da daha genel olarak sinemada filmler aksiyon ve diyalog filmi diye ayrılır. Kelimelerin pek de sinematografik olmadığı fikri vardır. Ben kelimeleri çok seviyorum ama malzeme olarak. İnsanlar kelimeleri, diyalogları düşündüğünde onların ağızdan çıktığını ve ağızın da bedenin bir parçası olduğunu görmezden gelirler. Kelimeler de bedene bağlıdır. Edebiyatta kelimeleri okuruz ama sinemada kelimeler bedenden çıkar. Bunu da filmde vermeye çalıştım.

 

Yoav için nasıl Fransızca konuştuğu, ritim, anlattığı hikâyeler önemli ve çok kendine özgü. Dil ve kimlik arasındaki ilişki uzun süredir üzerinde düşündüğünüz bir konu mu?

Evet. Fransızca konuşmak Yoav’ın kendisine karşı verdiği savaşın ana mücadele alanı hale geliyor. Bir daha tek kelime İbranice konuşmayacağım demek kabul edelim ki radikal bir karar. Çok sağlam ve büyük bir karar. Her Fransızca kelime bir deklarasyon. Her Fransızca kelime bir karnaval. Bir de şu var: Kendi ana dilimize alıştığımızda kelimelerin müziğine dikkat etmeyiz. Farklı bir dilde konuştuğumuzda kelimelerle ilişkimiz değişir. Başka bir dilde konuşurken sürekli karar veririz ve bu kararları müzikal olarak da veririz. Mesela bir kelime müzikal olarak kulağa hoş gelebilir ama anlamı kötüdür. İngilizce ‘terrible’ (berbat) kelimesini düşünün, ne kadar müzikal değil mi? Yoav’ı canlandıran Tom Mercier’yle çalışırken “Kelimelerin anlamlarına takılma, müziğine bak. İki cümle de bir âşık olduğun bir kelime seç: Üç gün boyunca bu kelimeyi tekrarla ve kucakla” dedim. Kelimeler bu film için çok önemliydi.

 

Yoav’ı canlandıran Tom Mercier’yi seçme süreciniz nasıl oldu?

Kendinizle ilgili bir film çektiğinizde aklınızda çok belli birisi oluyor. Kendiniz. Ama film şu anki benle değil, 15 yıl önceki halimle ilgiliydi. O insan artık yok. Bu yüzden de kasting sürecinden önce içimde şu his vardı: Sanki bir şeyler yok olmuş, çünkü 15 yıl önceki ben artık yokum. Bir eksiklik kalacak, filmin hakikati, samimiyeti olmayacak gibi geliyordu. O yüzden kendimden daha iyi birini seçmek gerektiğini hissettim, bu duygulardan kurtulmak için. Böylece kendim aklıma gelmeyecekti. Tom Mercier’i fark ettiğimde, kendimden kolayca vazgeçtim, benden çok daha iyiydi. Şu da var, çok bir aktör ama bundan önce çok kendine özgü, biricik bir insan. Varoluşsal olarak çok özgün. Ben senaryoya filme bu kadar sadakatle yaklaşan birini hiç görmedim. Senaryoyu defalarca okudu, ezbere biliyordu ve bütün cevapları barındıran bir kutsal kitapmış gibi yaklaştı ve senaryoyla çok yakın bir ilişki geliştirdi. Bir şeye bu kadar bağlılık geliştirmenin getirdiği bir özgürlük duygusu da vardı. Hem senaryoya çok bağlı hem çok özgürdü ve bunu büyüleyici buldum.

 

Aktör seçiminde olduğu gibi kendi hikâyenizle aranıza mesafe almanız gereken başka kararlar oldu mu?

Hem evet hem hayır. Mesela filmin bazı güçlü sahnelerinde olması gerektiğinden fazla duygu hissettiğim oldu. Ama dediğim gibi bir yandan kendi anılarıma malzeme gözüyle bakıyordum. Tabii travmalarınızı veya nörotik anlarınızı paylaşmanın terapi gibi bir yönü olduğunu yadsıyamam ama asıl amacım bu değildi. Yoav’dan bahsediyordu. Ana karakterin adı Nadav değil, Yoav’dı ve bunu unutmadım.

 

“Kimse bugün Altın Ayı alacağım diye uyanmaz”

Berlin’den Altın Ayı kazanmak sizin için bir sürpriz miydi?

Kimse sabah kalkıp bugün Altın Ayı kazanacağım demez. Filmin Berlin’e seçilmesine sevinmiştim. Bence bu iddialı bir film. Yani “Bu filmi kendim ve ailem için çekmiştim, ödül kazandı çok şaşkınım” diye tarif edilen küçük filmlerden değil, hiçbir şekilde. Sinemasal olarak bir dili var, büyük meseleleri var, İsrail ve Fransız kimliklerinden bahsediyor ve ikisine de eleştiriyor vs. ‘Eşanlamlılar’ Berlin’de gösterildiği andan itibaren filmin festivalde önemli bir şeye dönüştüğünü hissettim. Herkes sevdi diye değil. Bazıları sevdi bazıları nefret etti. Ama ne düşünülürse düşünülsün film hakkında konuşuluyordu. Jüri severse çok sevecek ve büyük ödül verecek gibi düşündüm ama tam tersi de olabilirdi. Şanslıydık ki sevdikleri senaryo gerçekleşti. Jüri tamamen şans meselesidir sonuçta.