Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Yeniden Doğuş ve Değişimin İki Bin Yıllık Hikayesi: Lazarus

Yeniden Doğuş ve Değişimin İki Bin Yıllık Hikayesi: Lazarus

Yeniden Doğuş ve Değişimin İki Bin Yıllık Hikayesi: Lazarus28 Nisan 2024 - 03:04
Yazar, eğitmen, yapımcı ve kültür girişimcisi Fırat Devecioğlu’nun yeni kitabı “Lazarus – Tanrı Oyuncağı” Destek Yayınları etiketiyle okuyucuyla buluştu.
Lazarus – Tanrı Oyuncağı ana karakterin sıradan bir fotokopiciden, kendi içindeki karanlıkla yüzleşen bir katil olma yolculuğunu ele alıyor. Bu süreç, hastanede geçirdiği dönem ve orada yaşadığı olaylar aracılığıyla dramatik bir şekilde tasvir ediliyor. Devecioğlu, okuyucuyu etkileyici bir dille insan ruhunun karanlık köşelerine yolculuğa çıkarırken, insanın varoluşsal sorgulamaları ve kişisel dönüşüm mücadelesini ustaca işliyor.
 
Felsefe, psikoloji ve tiyatro alanında düzenlediği etkinliklerle dikkat çeken yazar ve eğitmen Fırat Devecioğlu ile tarihsel ve dini anlatı dışında bu kez hastane koridorlarında karşımıza çıkan Lazarus’u konuştuk.
 
 
"Lazarus - Tanrı Oyuncağı" eserinizde kendi deneyimleriniz Lazarus karakterinin ortaya çıkışına ve gelişimine nasıl şekil verdi?
 
Lazarus, hastane koridorlarında doğan gerçek bir hikâye. Kitabın ilk notunu bir hastanenin
nöroloji bölümünde kaleme aldım. Bir hastalık nedeniyle üç farklı hastanenin nöroloji
kliniklerinde yaşamak zorunda kalmıştım. Başka bir hayatın varlığına şahit oldum. Kendine
özgü yaşantısı, rutinleri ile dünya içinde başka bir dünya…  En çok terk edilen hastalar, nöroloji bölümlerinde oluyor. Bilinçleri olmaması, bu durumda etkili. İnsanlar, onu hatırlamayan kişiler karşısında, daha az sorumluluk hissediyor. Başında refakatçisi olmayan, bilinçsiz kişiler beni derinden etkiledi. Özellikle de yemek saatlerinde, içi yemek dolu tabldotların yanı başlarında öylece durması, dünyamı sarstı.
 
Bir gün tomografi için uzun bir kuyrukta altı yaşlarında bir çocuk gördüm.  Dışarıdaki insanların aklına hiç gelmeyen yerler, yaşamak için sırasını bekleyenlerle doluydu. Herkesin ölümünü beklediği bir çocuktu. ‘Lazarus’ un ilk notunu, o an cep telefonuma yazdım: ‘‘Tanrı ölmedi, bizi terk etti!” Bu karanlık düşünceler arasında hastaların yanında duran bir refakatçi belirdi zihnimde. Burası bir dünyaydı ve elbette bu dünyaya fırlatılan biri olabilirdi. Bu tuhaf genç adamın ismini sonradan ‘Lazarus’ koydum. Eksikliğini hissettiği, aile, aşk, Tanrı, mutlu bir çocukluk hayali ile kucaklaşan Lazarus’u, böylece yazmaya başladım.
 
Sizin felsefe ve psikoloji eğitiminiz de bulunuyor. Bu hikâyeye güçlü bir şekilde yansımış. Karakter aracılığıyla okura bu noktada aktarmak istediğiniz neydi? 
 
Karakterin varoluş probleminin odağındaki unsurlardan biri tamamlanmamış yas süreci. . Annesinin ölümü üzerine hissettiği suçluluk sonrası, annesiyle benzer hastalıklarla sahip insanlar arasında yaşamaktan haz duyuyor. Ancak insanları öldürme, ölüm anı sonrası onları izleme gibi arzulara sürükleniyor. Bu tamamlanmamış yasın etkisi… Çünkü ölmek üzere olan hastalar, annesinden beklediği ama şahit olamadığı son hareketleri yapıyorlar. Karakter iç güdülerine teslim oluyor. Üst benlik oluşturarak öldürme arzusuna, Tanrısal anlamlar yüklüyor. Bu Lacan’ın ‘’Usulüne göre gömülmeyen her şey hortlar.’’ düşüncesini hatırlatır. Kültürümüzde yer alan ve ölmek üzere insanların sevdiklerine söylenen ‘onu son kez gör’ yönlendirmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Yasın tamamlanması bir gereklilik. Duygusal dayanaklılık için önemli bir dengelenme süreci.
 
Tarihsel anlatıdaki "Lazarus" ve kitaptaki “Lazarus” arasındaki ilişki nedir?  
 
Lazarus, tarihsel anlatıda, umut ve dönüşümün sembolü olarak yer alıyor. Adının kaynağı İncil’de geçen ve Hz. İsa tarafından diriltilen Lazarus. Aziz Lazarus adlı bir ölü, dört gün sonra, İsa Peygamber tarafından yaşama döndürülür. Bunun düşünce dünyasına yansıması, insanın, her zor durumda, hayatını yeniden inşa edebilme gücünü elinde bulundurmasıdır. Hatta Dostoyevksi, Suç ve Ceza adlı kitabında, Lazarus’a atıf yapar. Kitapta, Raskolnikov vicdan azabı çektiği sırada, sevgilisi ona Lazarus’u hatırlatır ve Raskolnikov bu azaptan bir çıkış yolu bulur.
 
Kitabım Lazarus’ta, karakterin ikinci hayatı, böylesi bir umudu temsil ediyor. Başka ifadeyle,
Lazarus, kis¸isel dönüs¸üm ve içsel mücadelenin bir temsili olarak okuyucunun kars¸ısına çıkıyor. Tarihi Lazarus, ölümden dört gün sonra dirilir, hayata yeni bir bas¸langıç yapar.
Kitaptaki Lazarus ise metaforik bir dirilis¸ yas¸ayarak kendi içindeki karanlıklarla yüzles¸ir ve
degˆis¸ir. İki hikâyeyi düşündüğümüzde, farklı çagˆlar ve bagˆlamlar içinde, yeniden dogˆus¸ ve
dönüs¸ümün temsilcisi olduklarını söyleyebiliriz. Degˆis¸imin iki bin yıllık hikayesi…
 
Giderek yalnızlaşıyoruz… ve yarın bilinçsiz bile değil bilinçli ama çaresiz iken anlatıdaki Lazarus gibi birinin eline düşmeyeceğimizi kimse garanti edemez sanırım. İnsanın kendini birinin kendine oynadığı bir oyunda, anlattığı masalda oyuncak bebek olarak bulması…
 
O son anlarda, bir sedyenin üzerindesiniz, bilinciniz yok ve sizi sedyenizin başında, hiç
tanımadığınız bir insan tutuyor. Kitapta bu durumu şöyle yazmışım: ‘‘Ne nerede olduğunu biliyordu ihtiyar ne de yanında kimin olduğunu. Hastabakıcının arkasından, boyası dökülmüş demir sedyeyi, uzun adımlarla sürüklüyordu genç adam. Koskoca bir ömrün trajik sonuna şahitlik ediyordu boş koridorlar.’’
 
Lazarus’un eline düşmeyeceğimizi ya da bez bebek olmayacağımızı kimse garanti edemez.
Ancak geleceği düşünmek, bize sadece anksiyete dünyasının anahtarını verebilir. Sahip
olduğumuz tek şey, şimdi ve burada olmak. Acıyı düşünmek, acıyı yaşamaktan daha zor. Ansızın bizi yakalayan ölüm korkuları, hayatı yaşamamazlığın bir habercisi. Gelecekte, Lazarus’un elinde bu dünyadan ayrılıyor olsak da, önemli olan, yaşantımıza bakıp, iyi ki kendimi yaşama cesaretim vardı diyebilmemiz.
 
Lazarus bir novellaya dönüşmeden önce tiyatro sahnesinde izleyiciyle buluşmuştu. İzleyici gözüyle ve bir yazar olarak ikisi arasındaki farkı nasıl anlatırsınız?
 
Hikâyenin tiyatrosu, metaforlarla dolu. Kitapta ise, örtük anlamların neyi işaret ettiğini ifade
edebildim. Öncesinde oyunu izleyenler, kitabı okuduktan sonra, tekrar izlemek için THINK
House’a geliyorlar şu sıralar. Ya da Lazarus’la kitap üzerinden tanışanlar, ilgisini çeken
bölümleri sahnede izlemek istiyor. Kimi ihtiyar komşuyu merak ediyor, kimi sallanan kadını
akıbetini… Şu an okuduğunuz oyunu, aynı ay için sahnede izleyebilir, söyleşisine
katılabilirsiniz. Güzel bir sinerji.
 
Tiyatronun, yazarları sıkılaştıran, konsolide eden bir yanı var. Sonuçta bir oyunda süre belli,
oyuncuları düşünerek yazmalısınız. Zaman, mekân, sayfa sayısı gibi şekil şartları var.
Böylece, hikâyede öncelik belirleme refleksiniz gelişiyor. En az kelimeyle en güçlü ifadeyi
bulma çabası başlıyor. Yazarlığını geliştirmek isteyenler tavsiye ederim.