Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Varlık Dergisi 90. yaşını yeni kalemlerle kutladı

Varlık Dergisi 90. yaşını yeni kalemlerle kutladı

Varlık Dergisi 90. yaşını yeni kalemlerle kutladı24 Eylül 2023 - 05:09
Çok yönlü edebiyatçı ve yayıncı Yaşar Nabi Nayır’ın kurucusu olduğu, alanında öncü fikir ve edebiyat kaynağı Varlık Dergisi, İstanbul CRR’de yapılan gençlik ödülleri töreniyle 90. yaş gününü kutladı. Törende, derginin yeni kalemler ve dostlarına olan yakınlığının altı, usta kalemlerle bir daha çizildi.
EVRİM ALTUĞ - Türkiye yayıncılık hayatında bir simge ve okul sayılan fikir ve edebiyat kaynağı Varlık Dergisi, 90’ncı yaş gününü İstanbul Harbiye’deki Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu Fuayesi’nde düzenlenen bir tören ile kutladı. 
 
23 Eylül Cumartesi akşamüstü CRR Fuayesi’nde bir kokteyl ve projeksiyon sunum eşliğinde düzenlenen kutlama, dergi kurucusu, şair, öykücü, çevirmen, gazeteci, oyun yazarı ve yayıncı Yaşar Nabi Nayır’ın kızı Filiz Nayır Deniztekin başta gelmek üzere, Varlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Erte, İBB Kültür Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat ve edebiyat, yayıncılık ve sanat dünyasından ‘nesilden nesile’ bir çok ismi de bir araya taşıdı. 
 
Derginin Eylül sayısının da katılımcılarla paylaşıldığı törende, Hilmi Yavuz, Adnan Özyalçıner, Seray Şahiner, Haydar Ergülen, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Süreyyya Evren ve Hasan Bülent Kahraman gibi, yolu Varlık’tan geçmiş bir çok isim de hazır bulundu. 
 
Filiz Nayır Deniztekin, attığı sağlam temeller sebebi ile dergiyi en zor dönemlerde bile ayakta tuttuğunu vurguladığı babası Yaşar Nabi Nayır’ı özlem ve minnetle anarak başladığı konuşmasında çeşitli mesajlar da verdi. Deniztekin tekrar zor bir dönemden geçtiklerinin altını çizerek, diğer yayınlar gibi kendilerinin de durmadan artan maliyetler karşısında olumsuz etkilendiğine değindi. Yazar ve okurlarının desteği ile bunları da atlatacakları umudunda olduklarını kaydeden Filiz Nayır Deniztekin, kutlama konuşmasında Varlık Dergisi’nin eski yayın yönetmenleri Konur Ertop, Kemal Özer ve Enver Ercan’a da selamda bulundu.  Törende konuşan Varlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Erte ise, ayrıca Filiz Nayır’la birlikte Ekin Nayır’a da dergiye olan katkı ve inançlarından ötürü teşekkür borçlu olduklarını vurguladı. 
 
Törende, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde öğrencilik dönemi sırasında Kemal Özer ile okurken, Yaşar Nabi Nayır’ın yardımcılığını yapmış ve Varlık dergisinin düzeltmenliğini (tashihçiliğini) yapmış bulunan Adnan Özyalçıner ise arşivsel bir yıldönümü konuşmasında bulundu. 
 
Özyalçıner şunları söyledi: 
 
“Edebiyatın yoludur Varlık. Yolculuğa çıkaran aydınlık bir yoldur. Cumhuriyet’imizin 100 yılı edebiyatının 90 yılına da tanıklık eden de Varlık’tır. Edebiyatın eğiticisi, öğreticisidir Varlık. Öykücülüğüme önemli katkıları olan, özellikle Sait Faik, Orhan Kemal, Haldun Taner gibi yazarları tanıtan, sevdiren Varlık oldu.
 
Benim kuşağım, ‘50 kuşağı, Rus, Fransız, Amerikan edebiyatını, yazarlarını, Varlık’ın yayınladığı ‘Cep Kitapları’ ile öğrendi. Rus edebiyatından, özellikle Dostoyevski ile Çehov’u bize seçtiren, yine Varlık. 
 
Fransız edebiyatından Albert Camus’yü, Jean-Paul Sartre’ı, Andre Gide’i, Malraux’yu, Kafka’yı öğreten, gösteren gene Varlık oldu. 
 
Amerikan edebiyatının Faulkner, Steinbeck, Hemingway gibi bir dizi yazarını özenle okurken, Amerika’nın öteki yüzünün yoksul yaşamını, ‘öteki’ Amerika’yı tanıtan, yine Varlık’tı. 
 
Varlık, edebiyatın yolu olmakla kalmadı, yol göstericisi de oldu. Seçme öykülerle şiirlerin yer aldığı ‘Varlık Yıllıkları’nda, ünlü yazarların yanı sıra, genç yazarların ürünleri de yayınlandı. Bu tutumunu, bugün de şiir, öykü yarışmalarıyla sürdürmeye devam ediyor.
 
Ne diyeyim, yaşıtım Varlık’ın 90’ıncı yaşı kutlu olsun! Yolu açık olsun!”
 
 
Törende sözü devralan şair Haydar Ergülen ise, şunları söyledi:
 
“1929 Dünya ekonomik buhranının ardından, genç Cumhuriyetin 10’uncu yılını kutlamış yoksul, ama umutlu bir ülkenin diğer kurumları ile birlikte, tam da o Cumhuriyetin kuruluş ilkelerinden biri ile var edilen bir derginin güzel adıdır Varlık. Yoksul ama onurlu.
 
Türkiye Cumhuriyeti’nin aynası gibidir Varlık. O aynalardan biri de Cumhuriyet gazetesidir.
 
Türkiye Cumhuriyeti, nasıl vidaları gevşeyip civatalarını sökme tehlikesiyle yüz yüze kaldı uzun yıllardır ayarlarına dönmesi gereken bir fabrika ve tapu ile temsil ediliyorsa, Varlık için de benzeri bir benzetme söz konusudur. 90 yıllık bir fabrika. Kimler orada işe başlamış? Emekli olmuş, çok çalışmış. Üstün hizmet ödülleri almış. Fabrika, sınırları içine girmesi dahi söz konusu olmamış ve başladığı yerde kalmayıp, başka işletmelere gitmiş. Pek çok insan yetiştirmiş. 
 
Ezcümle, şimdi bizdeki, kültür ve sanattaki adıyla da fabrika olgusu Varlık’la başlamış. Bir şiir ve edebiyat fabrikası. Türkiye Cumhuriyeti’nin aynası olunca, haliyle onun değişimleri, dönüşümleri, kırılmaları da, tıpkısı olmamakla birlikte Varlık dergisinde de yaşanmıştır. Bunlar Türkiye Cumhuriyeti’nde daha çok, ‘ara dönem’, ‘ara rejim’ şeklinde tezahür ederken, burada bir tür farklılaşma söz konusu olmuş.
 
Türkiye cumhuriyetinde ara dönem / ara rejim faşizm olarak yaşanırken, Varlık’ta bu süreç, emaneti sahibine teslim etmek üzerine işlemiştir. 
 
Varlık’ta, onu kuranlar, yaşatanlar, değiştirenler deyince, çoğumuz gibi benim de aklıma üç isim gelir. İlki, hiç kuşkusuz, kurucu Yaşar Nabi Nayır’dır. İkincisi, şiirimiz ve dergiciliğimizin, dostluğumuzun unutulmaz adlarından Enver Ercan’dır. Varlık bugün yaşıyorsa, 90’ıncı yaşını görmüşse, daha da görecekse bunun sahibi Enver’dir.
 
Üçüncü isim ise, Enver’in yanında yetişen, edebiyatımızın şiir ve öyküsünün özgün adlarından, şimdiki Yayın Yönetmeni Mehmet Erte arkadaşımızdır. Onun yayın politikası ile Varlık, diğer sanatlara da açılıp, daha renkli, çeşitli bir dergi olurken, sanatla şiir ve edebiyat dergisini birleştirmeyi başarabilmiş olabildiğini göstermiştir.
 
Başka unutulmazları da olmuştur Varlık’ın. Bunların başında ise kücük İskender gelir. Hepimizin bir süreliğine yaptığı “Genç şairlerle baş başa,” köşesini uzun yıllar büyük bir özveriyle yapmış, Rimbaud’larla baş başa bıraktığı şiirimize, oradan yeni yetenekler kazandırmıştır. Şiiri ile de, yazısıyla da unutulmaz İskender’i özlemle anıyorum.” 
 
 
Varlık Yayın Yönetmeni Mehmet Erte ise, katılımcılara derginin kat ettiği yolu şu sözlerle özetledi:
 
“Yaşar Nabi Nayır, Varlık dergisini bir günde kurmuyor. Eğer bu dergi on yıl yaşamış olsaydı, 24 yaşında genç bir adam birtakım iddialarda bulundu ve kaldı derdik, ama süreç içerisinde adeta kendi kendine işleyen bir mekanizma oluştu. 
 
Meselâ yıl 1939 olduğunda dergi, “İlmî ve İktisadî Tetkikler” yayınlıyor. 1960’larda plastik sanatlara eğiliyor. 1967 oturumunda meselâ, Nuri İyem, Nurullah Berk var, Zahir Güvemli, Bedri Rahmi Eyüboğlu var. Bu, aynı zamanda Yaşar Nabi Nayır’ın sanatı bütün dallarıyla bir ağaç gibi düşündüğünü gösteriyor. 
 
Ve siyasetin yanında: 1962 yılında Yaşar Nabi Nayır’a ‘Çok fazla edebiyat basıyorsun,’ diyorlar. Bugün bu bize de söyleniyor. Rahmetli Enver Ercan’a da söylerlerdi. O da şöyle cevap veriyor: “Ben sadece edebiyata dikkat kesilmeyi, fildişi kuleye çekilmek olarak görüyorum.”
 
Şimdi tabii ki her editör, kendi bakışı içerisinde Varlık’ı değerlendirdi. Meselâ Kemal Özer denebilir ki toplumcu gerçekçilik; ama bakın Bergman dosyaları vardır. Yapısalcılık Varlık'ta bir süre tartışılmıştır. Kemal Özer’in yaptıkları saymakla bitmez, 50 tane ozanı Türkçeye kazandırmıştır vb. 
 
 
Fakat Enver Ercan da gerçekten bir doruk noktasına geliyor ve güncel siyaseti de Varlık dergisi skalası içerisine alıyor. Orada çok önemli bir isim var. En azından benim kuşağım için, Varlık’tan adım atmamı sağlayan kişi, Süreyyya’dır. Biz Süreyyya Evren ile Rahmi Öğdül’ün yazılarını okurduk. Ve derdik ki, güncel meseleler ele alınacaksa böyle ele alınmalı, böyle tartışılmalı. Iraklılar Amerikalılar tarafından Irak’ta zulüm görürken onların ardından, Hrant Dink katledildiği anda onları yazdıran, bizim için onur verici bir dostluk.”
 
Tüm bu paylaşımların ardından söz alan Süreyyya Evren ise, katılımcılara şu ifadeleri kullandı: 
 
“Benim Varlık’ta maceramın başlama yaşı 1990. Bu, 2010’lara kadar sürdü. Bu, ödül alacak gençler için de bir geçiş olabilir. Ben de bir Gençlik Öykü Ödülü alarak Varlık’a adım attım. 18 yaşındaydım. Sonradan baktım, aslında Enver Ercan da 32 yaşındaymış. Bu ödülü aldıktan bir iki ay sonra, gidip pat diye bir yazı verdim. Bir ay sonra yayınladı. Sonra bir yazı daha verdim. Onu da yayınladı. Şunu çevirelim, dedim, tamam dedi. Yani, böyle bir açıklık ve çağırma vardı Enver Ercan’da. O, 1990’ların dünyadaki bütün teorik gelişmelerini takip etmeye çalışan bir yere doğru evrildi. 
 
Tabii biz, biraz modernden post-moderne geçiş günlerine de tanıklık etmiş, bunun içinde yorulmuş gibi de olduk. Şimdi, bu post modern sonrası denen dönem üzerinden olaya bakarsak, hâlâ bir mekânsalık vardı. Tümüyle dijital, uzaktan bir vaziyet değildi.
 
Meselâ hâlâ Cağaloğlu vardı. Benim için, Bab-ı Âli’ye gitmek gibi bir şeydi. Gidip, Enver Ercan’ın masasına yazdığım şeyi koyuyordum. Yolda düşünüyordum. Fatih’ten Cağaloğlu’na yürürken, iyi mi yazdım, bu da mı olabilir derdim. 
 
Varlık’tan çıkıp, Bağlam’a Sadık Bey’e uğranırdı. Seni dinlerlerdi. Eski kuşaklar, bizim gibi gençlerin ileri-geri konuşmalarını dinlerlerdi. O mekânsallık da artık, kimsenin fiili yerlerinin olmadığı dergilere doğru evrildiği başka bir zamanda. Dergi koridorlarının olmadığı başka bir zaman. 
 
1990’ların ikinci yarısı, özellikle Mehmet Erte’nin dikkat çektiği 2000’lere doğru, daha sonra “Occupy”a ve “Seattle”a giden, bir ucuyla bizleri doğrudan demokrasi hareketlerine bağlatan fikirlerin görüldüğü sırada, tüm bu kavramlara aç olmaya gönüllüydük. Post-feminizm, küreselleşme, doğrudan demokrasi olsun, her alanda…
 
Yeni olana açlık belirleyiciydi. Ben Varlık’a insanlar, fikirler, kavramlar, kitaplar taşırdım. Varlık buna açtı. Yeni insan, yeni fikir gelsin, yeni şiir isteyen bir yerdi. Biz de bunu orada yapardık. Varlık’ta bu geçişi en yüksek hissettiğim yıllar 1990’lar ve 2000’lerdir diyebilirim. Bu açlık şimdi de sürüyor.”
 
 
Mehmet Erte, bu sözlerin ardından Nilgün Tutal’ı sahneye takdim etmeden önce de şu tespitlerle derginin geçmiş emektarlarının gönlünü aldı:
 
“Beni Varlık’ın kapısından içeri Süreyyya soktu. Memnun mu, değil mi, onu bilmiyorum. Enver Ercan, beni 2015’te künyeye editör olarak yazdı. Birtakım dosyalar yaptık. Enver Abi hiç bir zaman yalnız olmadı. Murat Yalçın vardı, o gitti Ümran Kartal geldi. O gitti, Müge İplikçi geldi, Süreyyya Evren geldi, Tülin Er geldi… Ben, Tülin çalışırken geldim. Biz, Varlık’ın kapısından girdiğimizde öyle bir kişi, iki kişi değildik. Bir çiçek demeti gibiydik. Çalışmak öyle güzel bir şeydi. Şimdi ise, çağın da getirdiği bir yalnızlık var ama, benim de dostlarım var. Fatma Berber, Mine Bican var. Bu kimselerle çok önemli, ana akım medyada yer bulamayan pek çok türe Varlık’ın sayfalarında yer açtık. 
 
Ama bunu yapabilmemizi sağlayan kişi, Enver Ercan’dır.  Çünkü dergiyi öyle bir noktaya getirdi ki, biz artık bir ‘Post-Kemalizm’ dosyası da yapabildik. Eğer arada bir Enver Ercan olmasaydı, Post-Kemalizm dosyası yapılamazdı. Nilgün Hanım’la ise, Prekarya, Sokağın Tekinsiz Sesleri, Post-Hümanizm, Kentsel Dönüşüm gibi bir çok dosyayla bunları ele aldık.”
 
Bu sözler ardından mikrofona gelen Editör Nilgün Tutal ise şu saptamalarda bulundu:
 
“Öyle bir yer geldi ki, “Gerçek Sonrası”ndan söz ettik. Filiz Hanım, biz hakikat demek isteyince, “Hayır, gerçek deyin,” demişti. Aslında hepimiz bir şekilde karşı çıkmıştık, ama şimdi bir şekilde onun doğru olduğunu düşünüyorum. Çünkü aslında, gerçeğin sonunu geldiğini söylemek, aslında bir biçimde de ‘her çiçek açsın,’ demek, ‘herkes haklıdır,’ demek gibi bir yere gidiyor. Son okumalarımda, söyleneni bakılan nesnenin belirlediği, Spinoza geleneğinden gelerek söylenen bir şey var. Dolayısıyla, Varlık’ta da böyle bir şey var. Sürekliliğinde, gerçeğin kendini yeniden, yeniden farklı tarzda üretmesi. Dolayısıyla, bu post-gerçek dosyasından biraz ayrılalım dosyası yapabiliriz. Yani Varlık’ın, İstanbul’da her gelene açık bir kapısı var.”
 
Törende, Varlık Dergisi’nin merhum Yayın Yönetmeni Enver Ercan’ın “Şiir” ve “Öykü” dallarında başlattığı ve bu ayın başında açıklanan “2023 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri”de sahiplerine takdim edildi.Yarışmada bu yıl “Şiir” dalında 279 aday dosya erkek katılımcıların yoğunluğu ile öne çıkarken, etkinliğin “Öykü” dalına ise 154 dosya ile kadın edebiyatçıların ilgi gösterdiği dikkati çekti. Şiir dalında oy birliğiyle 'Iska Şansı İçin Taviz' dosyasıyla Mert Özden, öykü dalında ise 'Herze ve Tedvir' dosyasıyla Eris İnal, ödülü kazandı. Öte yandan jüri üyeleri tarafından ‘dikkate değer bulunan’ eserler de plaketle onurlandırıldı. Buna göre, şiir dalında; Alkın Sezen'in 'Persona', Bilgehan Tuğrul'un 'Midilliler Hakkında İlginç Bilgeler' ve Rona Aslan'ın 'Böyleydi, Çağ Çürürken' adlı dosyaları dikkate değer bulundu. Öykü dalında ise; Zeynep Kabadayı'nın 'Son Sayfalar Başlangıcı' ve Sude Şencan'ı 'Papatya Suyu' dosyaları, yine dikkate değer görüldü. 
 
 
 
 
Fotoğraflar: HÜSEYİN ÖZDEMİR